Türkçe Günlükleri 13

10 Nisan Salı

Arkadaşım Oğul Tuna, Sevan Nişanyan’ın Komplike Dergi’de yayımlanmış Dil Devrimi Elbette Gerekliydi başlıklı yazını gönderdi. Baştan sona keyifle okudum. Türkçe hakkında bir şeyler okurken, okuduğum metinde savunulan görüş ne olursa olsun zevk alıyorum. Nişanyan’ın Türkçesi de çok akıcı.

Makalede Nişanyan, Türkçe’nin, hatta daha doğru ifade ile Türkiye Türkçesi’nin 13. asırdan bu yana geçirdiği evrelerden bahsettikten sonra 19. asırda gerçekleşen Batı ile tanışma ve modernleşme süreçlerinin dile tesirini yorumluyor.

Makaleye dair birkaç not düşmek istiyorum. Nişanyan, 14. yüzyılda Türkçeden yazı dili üretmek için bilinçli bir çaba sarf edildiğini, 1420’lerde bu gayretin tavsadığını, 1480’lerde ise tamamen terk edildiğini söylüyor. Doğrusu bu tarihler benim kafamda pek bir şey canlandırmadı. Keşke bu yazı dili oluşturma çabalarına birkaç örnek verseydi. Beylikler döneminde beylik idarecilerinin Arap ve Fars klasiklerinin Türkçeye çevrilmesi için yazarları teşvik etmelerinden başka aklıma pek bir şey gelmiyor maalesef.

Makalede eksik gördüğüm bir diğer husus Türkçenin dil devrimiyle birlikte müzikalitesini kaybettiği gerçeğidir. Nedendir bilmem, dil ile uğraşanlar buna pek dikkat etmiyorlar. Nihad Sami Banarlı’nın meşhur Türkçenin Sırları kitabının bir değeri varsa o da bu noktaya dikkat çekmesidir. Kelimeleri kulağa güzel gelen ve gelmeyen diye ayırmanın bilimsel bir temeli olmadığını biliyorum elbette fakat yine de önemli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca dilin edebiyatın yani bir sanat dalının hammaddesi olduğunu da unutmamak lazım. Türkçe, müzikalitesini Türkçe köklerden kelime türetme cereyanıyla kaybetmiş gibi geliyor bana.

Makaleyi okuyunca dil devrimi hakkında kendi düşüncelerimi de gözden geçirme fırsatı buldum. Daha lise yıllarından itibaren dil devriminin ateşli bir düşmanı oldum. O zaman taraf tutuyordum. Nişanyan’ın makalesinde zikrettiği muhafazakar insanlardandım. Osmanlı Türkçesi ile yazmaya gayret ederdim. Tahsilimin bunu başarmaya yetmediğinin ve artık o dili oluşturan kurumlar kalmadığına göre bu yönde bir tahsil göremeyeceğimin de farkındaydım. Buna rağmen devam ettim.

Bugün ne değişti diye kendime soruyorum. Birincisi o zaman kendimi Türk toplumunun bir parçası olarak görüyor ve Türkçe için bir şeyler yapmayı görev addediyordum. Artık böyle hissetmiyorum. Türkçeyi yine çok seviyorum ama kendime bir misyon yüklemiyorum.

İkinci olarak, zaman içinde Türkçenin bu yoldan geri dönemeyeceğini kavradım. Bu devrim yapıldı, oldu bitti. Artık Osmanlıcayı okuruz, kendi kendimize yazarız çizeriz ama o kadar. Geçmiş dünyanın diliydi, geçmişte kaldı. Günümüzdeki Türkçeyi güzel kullanmaya gayret etmek daha akılcı geliyor.

Fakat değişmeyen bir nokta var ki o da yukarıda da zikrettiğim gibi kelimelerin telaffuz güzelliği. Eskiden “ İnsan nasıl olur da muhayyile kelimesi yerine imgelem diyebilir, nasıl tahayyül etme’yi imgeleme ile değiştirebilir” diye sorardım. Bunu hâlâ anlayabilmiş değilim. Merak ediyorum, tahayyül ile imgelem arasında hiç mi bir güzellik farkı görmüyorlar.

Türkçe hakkındaki görüşlerimi şöyle enine boyuna düşünüp bu konuda bir şeyler yazmak istiyorum.

Bu haftanın en mühim olay herhalde bilim insanlarının ilk defa çekmeyi başardıkları karadelik fotoğrafıdır. Ben fotoğrafın basın ile paylaşıldığı toplantıyı Barış Özcan’ın YouTube kanalından yaptığı canlı yayın ile takip ettim. Bu bloğu takip edenler içinde Barış Özcan’ı tanımayan yoktur diye tahmin ediyorum. Kendisi harika içerikler üretiyor. Türkçeyi de çok güzel kullanıyor. Fakat bahsettiğim canlı yayında söylediği bir şey epeydir dikkatimi çeken bir dil hatasını hatırlattı bana.

Kayıt kelimesi Arapça kökenli yani aslı kayd şeklinde. Türkçede telaffuz kolaylığı için ses türemesi oluyor ı sesi ekleniyor. Fakat kelimeye sesli ile başlayan bir ek geldiğinde bu türeyen ses düşer: kayıt + ı > kaydı. Buna örnek olarak şekil, nakil, katil gibi sık kullanılan kelimeleri de verebiliriz.

Fakat şahsen kayıt kelimesinde çok sık hata yapıldığını gözlemliyorum. Kaydı demek yerine kayıdı deniyor. Gerçekten ilginç bir durum çünkü Türkçede orta hece ünlüsü vurgusuzdur, Türkçe kökenli kelimelerde bile düşme temayülü gösterir: alın + ı > alnı örneğinde olduğu gibi. Peki ne oluyor da kayıt kelimesinde böyle sapasağlam kalıyor? Doğrusunu cevabını henüz bulamadım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s