Türkçe Günlükleri 8

kütüphane22 Şubat Cuma

Türkçe Günlükleri’nin yedinci haftası her zaman olduğu gibi bugün yani cuma günü yayımlanacaktı ama seyahatte olduğum için bu haftayı daha sonra yayımlamak zorundayım. Aslında seyahatler bilgisayardan uzak kalıp okumaya daha çok vakit ayırmak için güzel fırsatlar yaratıyor. Değerlendirmek lazım.

26 Şubat Salı

Kabalcı Yayınları’ndan Hegel’in Tarihte Akıl kitabının Önay Özer tarafından yapılmış tercümesini aldım. Kitapta Hegel’in geist kavramı tin kelimesi ile karşılanıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi sadeleşme çerçevesinde keşfedilen kelimelerden biri. Ruh manasına geliyor. Kaşgarlı Mahmud divanında tin kelimesinin Arapça karşılığı er-rûh, en-nefs olarak vermiş. Yani ruh ve nefis. Acaba felsefeciler için ruh ile tin farklı şeyler mi? Araştırıp öğrenmek lazım. Eğer aynı şey ise insan neden ruh gibi yaşayan bir kelimeyi, günlük dilde kullanılmayan tin ile değiştirsin ki?

27 Şubat Çarşamba

Felsefenin Kısa Tarihi nihayet bitti. Doğrusu çok şey öğrendim. Benim gibi felsefe hakkında çok sınırlı bilgisi olanlar için faydalı bir kitap. Burada da zikrettiğim bazı tercüme hataları, anlatım bozuklukları olsa da genel manada güzeldi. Aynı yazarın yani Nigel Warburton’un Alfa Yayınları’ndan çıkan dört kitabı daha var. Klasiklerle Felsefe’yi Türkiye’ye bir önceki gelişimde almıştım. Herhalde şimdi onu okurum. Deneme Yazmanın Temel Kuralları kitabının ise maalesef baskısı yok. Mecburen sahaflara bakacağım.

28 Şubat Perşembe

Donald Quataert’in Osmanlı İmparatorluğu 1700-1922 kitabına başladım. İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabın tercümesini Ayşe Berktay yapmış. Henüz kitabın başında olduğum için tercümesi hakkında kesin hükümlerden imtina ediyorum. Fakat okuduğum birkaç sayfada gözüme takılan kelimeler oldu. Mesela, eyleyicilik. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde de Kubbealtı Lügatı’nda da bulamadım. TDK’da Tarama Sözlüğü başlığı altında eyleyici yer alıyor. Manası “yapıcı, vücuda getirici” imiş.

Beni rahatsız eden bir diğer kelime grubu da özgül olumsallık oldu. Bir sıfat olan özgül’ün manasını bilmiyordum. Spesifik demekmiş. Olumsallık kelimesinin ise olumlu kelimesi ile bir alakası yokmuş. Olumsal felsefede zorunlu’nun zıttı olarak kullanılıyormuş. Yani “olması kadar olmaması da mümkün”. Buna başka bir terim bulmak yerinde olacaktır. Pozitif manasında olumlu varken karışıklık çıkması kaçınılmaz. Bütün bunlar bana Türkçenin felsefe dili olup olamayacağını da düşündürtüyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s