Türkçe Günlükleri 4

26 Ocak Cumartesi

Bu haftasonu Strasbourg’un neredeyse bütün kütüphaneleri kapalı. Sayım, kontrol, gözden geçirme gibi bir faaliyet içerisindeler. Gerçi son zamanlarda evde çalışmayı tercih eder olmuştum ama Strasbourg’un kütüphanesiz kalması İstanbul’un kafesiz kalması gibi bir şey. Yeri gelmişken yazayım. İnsanların toplanıp bir şeyler içip sohbet ettikleri yerlerin isminin kahve iken kafe olduğu herkesin malumu. Almancada da böyle bir ayrım var. İçeceğin adı der Kaffee ama mekanın adı das Café. Diyelim Türk dilinde de böyle bir tefrike ihtiyaç var. O zaman en azından café diye yazma garabetine son verilsin. İçecek kahve mekan da kafe olsun. Bana kalırsa mekanın adının da kahve olmasında hiçbir sakınca yok. Hatta mekana kahve demek aklıma hemen Salah Birsel’in şahane eseri Kahveler Kitabı’nı getiriyor. Bir vakit bulsam da tekrar okusam o kitabı.

Arkadaşım Çağrı, bilhassa müesseselerin internet sayfalarında rastlanılan vizyon ve misyon kelimelerine dikkat çekmiş. Dilde faşizme karşıyım ama görüş ve hedef gibi güçlü ve güzel iki kelime varken bunların kullanılması bence her şeyden evvel özensizliğin bir göstergesi. Firmaların tanıtımlarında bu ki kelime alışkanlık olmuş bir yol, şimdi kimse yazıp çizdiğine özenmiyor. Herkes taklit peşinde.

31 Ocak Perşembe

Nigel Warburton’un Alfa yayınlarından çıkan Felsefenin Kısa Tarihi kitabına başladım. Kitabı Türkçeye Güçlü Ateşoğlu tercüme etmiş. Kendisini tanımıyorum. Mimar Sinan Üniversitesi’nde felsefe hocası imiş. Felsefeye hakim olduğuna şüphem yok ama tercümesi maalesef olmamış. Daha yirmi sayfa okumama rağmen dili Türkçeden uzaklaştıran pek çok şey buldum. Burada birkaçını tanesini zikretmek istiyorum:

Şu cümlelerde Sokrates’ten bahsediliyor: “Kendini insanı tatsız biçimde ısıran yapışkan bir at sineği olarak görüyordu. Onlar rahatsız edicidir, ama ciddi bir zarar vermezler.” Bu iki cümlede üç arıza var. Birincisi ilk cümlede belirtili nesne olan kendini ile partisip grubunun nesnesi olan insanı kelimesinin aynı vazifeden iki kelime gibi anlaşılmaması için kendini kelimesinden sonra virgül koyulmalıdı.

İkinci arıza onlar zamirinde. Evet bu zamiri kullanmanın gramer açısından bir mahzur yok ama üslubu ağırlaştırıyor. Türkçede üçüncü şahıs zamirlerini kullanırken çok dikkatli olmak lazımdır. Öyle İngilizcedeki he, she, it, they veya Fransızcadaki il, elle, ils, elles gibi kullanılmaz Türkçenin bu zamirleri. Bu cümlede de onlar yerine at sinekleri tekrar edilseydi daha iyi olurdu.

Son olarak yine ikinci cümlede virgül hatalı kullanılmış. Türkçede bağlaçlardan önce veya sonra virgül kullanılmaz.

Alfa yayınları bu kitabı basarak çok iyi etmiş ama keşke Güçlü Ateşoğlu da tercümeye özen gösterseymiş.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s