Türkçe Günlükleri 2

12 Ocak Cumartesi

Halide Edip’in Türk’ün Ateşle İmtihanı’nı okuyorum. Bitirmek üzereyim. Önemli ve ilginç bulduğum kısımları not ettim ama burada beni rahatsız eden bir noktaya temas etmek istiyorum. Fakat kitabı e-kitap olarak okuduğum için maalesef baskı ve sayfa numarası veremeyeceğim.

“Bir teşrî-i meclis, bir kabine, bir de icra heyeti kurmak ve bunun başına da meclis reisi getirmek istiyorlardı.” cümlesinde yasama meclisi için sıfat olarak kullanılması gereken teşrîî tamlama ile kullanılmış. Yani meclisin yasaması gibi anlamsız bir şey çıkmış ortaya. Halbuki teşrîî meclis olacaktı. Biraz aşağıda doğru şekliyle kullanılmasına rağmen nedense burada böyle fahiş bir hata yapılmış.

Mehmet Kalpaklı ve S. Yeşim Kalpaklı kitabı hazırlarken 1962 baskısından faydalanmışlar. O baskıda da böyle bir hata var mı, merak ediyorum.

15 Ocak Salı

Mine Kırıkkanat iki gün evvel bir tivit atmış. Şöyle diyor: Kars’taydım. İstanbul’da tedavülden kalkan insanlığı, uygarlığı ve zerafeti yeniden keşfettim. Zerafet, zarafet diye yazılır diye uyaracak @TDK_govtr kurbanlarını da cehalet, nezaket, letafet vb. sözcüklerinin değişmediğini anımsatarak mantığa davet ederim.

İşte insan hem gazeteci olup hem de Osmanlı Türkçesi bilmeyince maalesef böyle durumlar ortaya çıkıyor. Kendisi zarafet’in kalın bir harf olan (ظ) ile yazıldığını bilse diğerlerinin e ile yazılırken bunun niçin a ile yazıldığını bilirdi.

Fakat mesele burada bitmiyor. Kendisine karşı zarif kelimesinin zerif olarak kullanılmadığını hatırlatan birine de şöyle diyor: Nazik diye de bir kelime var ama, ve nazaket demiyoruz!

Neresinden başlamalı bilemedim. Nazik kelimesi fâʻil vezninde bir kelime. İsm-i fâʻil. Bir işi yapanı veya kalıcı olmayan bir sıfatı belirtir. Veznin ekleme harfi elif (ا) olduğu için latinize edildiğinde ikinci harf her zaman uzun a olur. Türkçede bu vezinde yapılmış pek çok kelime vardır. Birkaç misal: Hâkim, lâyık, sâkin, gâfil, tâhir ve tabii nâzik.

Zarif kelimesi ise faʻîl veznindedir. Sıfat-ı müşebbehedir. Kalıcı bir sıfatı gösterir. Vezne giren kelimenin ilk asli harfi üstün alır yani e veya a okunur. Zarif örneğinde a olmasının sebebi yukarıda bahsettiğim üzere zı harfidir. Bu vezindeki kelimelere de birkaç misal vereyim: Fakîr, kalîl, hakîm, latîf, alîm, nezîh, lezîz.

Bu kadar fazla Arapça ve Farsça kökenli kelime olan Türkçe eğitiminde ortaokuldan itibaren kesinlikle Osmanlı Türkçesi bulunmalıdır. Türkçenin doğru kullanılması hatta zenginleşmesinin bile buna bağlı olduğunu düşünüyorum. Sülasi kök sistemi, Farsça ekler ve vezinler bilinmeden Türkçe doğru bir şekilde kullanılamaz.

Şu anda herkesin oturup kendi kendine Osmanlı Türkçesi öğrenmesini beklemek abes tabii ki. Fakat en azından gazetecilerin, köşe yazarlarının, kendini entelektüel olarak görenlerin konuşup yazdıkları dilin inceliklerini öğrenmeleri gerekmez mi?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s