Fransızca Okuma Tecrübelerim

Kaç tane Fransızca kitap okudun diye sual etseler cevabım hiç okumadım olur. İki senedir Fransızca öğreniyorum, birkaç aydır Fransa’da yaşıyorum ama daha bir tane bile Fransızca bir kitabı baştan sona okumuş değilim. Bununla gurur duymuyorum elbette. Hatta bundan utanıyorum, itiraf etmekte zorlanıyorum. Ama bir değişiklik yapmak, bir şeyi düzeltmek için evvela hatayı kabul ve tespit etmeli insan.

John Steinbeck

John Steinbeck

Bugüne kadar birkaç denemem oldu. Okumaya çalıştığım ilk Fransızca kitap hangisiydi hatırlamıyorum ama başlayıp üç beş sayfa sonra bıraktıklarımdan biri Des souris et des hommes yani Fareler ve İnsanlar idi. Benim gibi John Steinbeck hayranı biri nasıl bırakır böyle güzel bir romanı? Maalesef ona başladığımda Fransızca seviyem romandan keyif almaya kifayet etmiyordu. Daha evvel Türkçe tercümesinden aldığım tadı almaya çalışıyordum ama alamıyordum. Çok fazla direnmedim. Zaten okumaktan zevk almadığım kitabı derhal bırakırım, hiç zorlamam kendimi.

Sonra Fransa’ya gelince Paulo Coelho’nun Simyacı kitabını aldım. Fransızcası L’Alchimiste. Onu anlamada pek sıkıntı çekmedim. Sadece yazıda kullanılan bir zaman kipi vardır Fransızcada, passé simple denir. Ona alışmam biraz zaman aldı ama sonunda alıştım. Fakat bu sefer de roman beni sarmadı. Manasız diyaloglar, felsefi olduğu hissi uyandırmak amacıyla yazılmış lüzumsuz paragraflar. Bana sorarsanız o kitapta bundan fazlası yoktur. Yani dayanamadım, onu da bıraktım.

Bir sonraki Fransızca kitaba başlamadan önce Türkçe bir kitap okumak istedim. Dili ne kadar basit olursa olsun Fransızca hiçbir kitap; her kelimesine, her cümlesine hakim olabildiğim Türkçe bir kitap kadar tat vermiyor. Bir gün Fransızcada da o seviyeye gelirim elbet ama şu anda o zevki yaşayamıyorum. O yüzden arada bir Türkçe bir şeyler okumak hoşuma gidiyor. Ben zaten Türkçeyi dil olarak da çok seviyorum. Ana lisanım olmasaydı bile öğrenip, okumanın ve yazmanın hatta konuşup şiir okumanın tadını çıkarmak istediğim bir lisan olurdu. Türkiyatı da Türk dili araştırmacılığını da bu yüzden, bu sevgilim ve alakam sebebiyle seçtim. Yoksa hiçbir zaman ana dilim Türkçe, ben de Türküm; o zaman Türkiyat okuyayım demedim. Kaldı ki artık kendimi Türk de hissetmiyorum. Bununla beraber içimdeki Türkiyat ve Şarkiyat sevgisi değişmiş değil. Neyse, mevzuu yine fazla dağıttım. Kitaplara dönelim.

img_6769

 

Dediğim gibi, araya bir Türkçe roman sıkıştırdıktan sonra Zola okuyayım dedim. Kitap pazarından komik denilecek bir paraya Au Bonheur des Dames romanını aldım. (Türkçeye Kadınların Cenneti ve Aşkların En Güzeli diye iki farklı şekilde tercüme edilmiş.) Daha evvel Türkçe okuduğum Germinal’den sonra hayranlığımın hat safhada olduğu bir yazar Emile Zola. Orada bu romanı biraz karıştırdım ve almaya karar verdim. Fakat eve gelip okumaya başlayınca Zola okumanın her yiğidin harcı olmadığını gördüm. Lügate bakmadan belki mevzuu ve vakaları umumiyetle anlayabilirdim ama romana hakim olmama imkan yoktu. Onu da bıraktım.

 

 

img_6771

Şimdi ise vaziyet biraz değişti. Bu mevzuda hayli yol aldığımı düşünüyorum. Bir gün bir blog keşfettim. monbookclub.com . Bu bloğun sahibi okuması kolay Fransızca kitapları tavsiye ettiği iki yazı yazmış. Orada Maupassant’ın Bel-Ami romanını gördüm. Yine kitap pazarına gidip aldım. Kitabı anlamakta sıkıntı çekmediğimi görünce sevindim. Başlarda mevzuu pek sarmadı ama okudukça hoşuma gitti. 19. asrın ikinci yarısını daha evvel George Orwell’in Paris ve Londra’da Beş Parasız’ından okumuştum. O; işçi sınıfını, ezilenleri anlatıyordu. Bel-Ami’de ise hemen hemen aynı zamanların burjuvazisi anlatılıyor. Ayrıca o devrin gazetecilik dünyası bana Bâb-ı Âli’yi hatırlattı.

Son zamanlarda kitabı okumaya da hız verdim. 140 sayfa okumuşum. Neredeyse yarısını bitirdim. Eğer bitirebilirsem baştan sonra okuduğum ilk Fransızca kitap olacak. Sonra şeridini (filmini) de seyrederim.

Bu arada Paris seyahatimde bir kitapçıdan George Orwell’in ikinci el Siyasi Yazılar’ını (Ecrits politiques’i) aldım. Bel-Ami bitince sanırım ona başlayacağım. Ama bir yandan da Feyza Hepçilingirler’in Rüzgarın Göğe Savurduğu Türkçe Günlükleri’ni okuyacağım.

img_6770

Artık aslı Fransızca olmayan eserlerin de Türkçe değil Fransızca tercümelerini okumaya karar verdim ama istisna uyguladığım yazarlar var. Bunlar: John Steinbeck, George Orwell, (henüz herhangi bir kitabını okumamış olsam da) Jack London. Zaman içinde bu istisnalara da bir istisna uygulayabilirim tabii ki (George Orwell misalinde olduğu gibi) ama şu anda okuma tercihlerim bu şekilde.

Siz muhterem kârilerim (okurlarım) de benimle okuma tecrübelerini paylaşır ve hatta kitap tavsiye ederler ise çok müteşekkir olurum.

Hepinize keyifli okumalar temenni ederim, efendim.

Onur BÜLBÜL  

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s