Sohbet

447807Çok uzun zamandır yazmıyorum. Öyle meşguliyetten, vakit darlığından yazmıyor değilim. Bahardan beri bir taşınma, hazırlanma, seyahat ve hicret halindeyim. Onun için yazmaya kafamı veremiyorum. Ama sanırım artık hayatım tekrar bir nizama girdi. Ben de sonunda kalemi elime alabildim.

Bahardan beri neler oldu? Pek çok şey oldu ama bunların hangisi siz karileri alakadar eder hangisi etmez, kestiremiyorum. Hayatımdaki en büyük değişikliklerden birini yaşadım. Artık resmen Fransız Cumhuriyeti sınırlarında ikamet ediyorum. Strasbourg Üniversitesi’nde yüksek lisansa başladım. Bu teceddüdün karileri alakadar edeceğini düşünüyorum. Zira burada yani Fransa’da okumak hemen her şeye farklı bir nokta-i nazardan bakmamı sağladı. Bu hal yazılarıma da tesir edecektir diye düşünüyorum. Osmanlı tarihini de Türkçenin Osmanlı İmpratorluğu’ndaki mevkiini de yeniden okudum. Burada, peşin hükümlü olmayan ve hamaset edebiyatı yapmak yerine ders işleyen hocalarla okumak insana Türkiye’de göremeyeceği şeyleri gösteriyor insana. Zaten Türkiye’de şu anda bir akademiden söz etmek mümkün değil ama geçmişte de burada olduğu gibi tarafsız bir yaklaşım olduğunu zannetmiyorum.

Üniversite hayatını da burada gördüm, tattım desem yeridir. Bir şeyler ezberlemek gerekmeden hakikaten öğrenmek için ders almak nedir, onu anladım. Tarihleri, isimleri ezberlemememiz bizzat hocalar tarafından tenbih ediliyor. Benim gibi serâpâ ezbere müsnet bir talim ve terbiye nizamında on yedi sene okuyan biri için bütün bunlar çok farklı ve hayret-engîz geliyor.

Neyse, bu yazının mevzuu benim Fransa mütalaalarım değil. Aslında muayyen bir mevzuu da yok yazının. Karilerimle söyleştiğim bir yazı olsa yetmez mi? Bu söyleşmek de ne güzel kelime! Her lisanda var sanırım böyle güzel kelimeler. Mesela Fransızcada da citadelle kelimesini çok severim. Manası söyleşmek kadar güzel değil, kale demek ama güzel bir ahengi var. İçinde citadelle  geçen bir şiir maalesef bilmiyorum ama söyleşmek geçen şahane bir mısra var:

Gel söyleşelim cümle geçen demleri cânâ

Nurullah Ataç

Nurullah Ataç


Bu bir beyit de olabilir, bilmiyorum. Ama aklımda sadece bu mısra kalmış. Bir an düşündüm de beyitlerden, divanlardan biraz uzak kalmışım. Fransa’ya ancak dersler için elzem kitaplarımı getirebildim. Şiir kitapları Türkiye’de kaldı. Aslında Fransızca şiir kitapları aldım burada ama onların bana aynı tadı vermesi mümkün değil. Hatta bence mütekabil bir şey bu. Jacques Prévert, Baudelaire, Apollinaire’in tadını da divanlarda bulmak imkansızdır. Elbette birbirinden etkilenen, birbirine benzeyen şairler olur ama her şiir kendine mahsus güzellikler taşır. Öyle tercüme edilmeye falan da gelmez. Şiir tercüme etmeye çalışmak bana göre dünyadaki en boş işlerdendir. Aynı şekilde edebiyat fakültesinde öğrencilere yaptırılan beyitleri nesre çevirme işi de öyle. Neye hizmet eder, hocalar bunun için neden mesai harcarlar bilmiyorum. Ataç’ın yazılarına bakınız. Yüzlerce beyit zikretmiştir ama bir tanesini bile nesre çevireyim, günümüz Türkçesi ile söylenişini yazayım dememiştir.

Bırakınız şiir tercümesini ben bir romanın veya hikayenin aslını değil de tercümesini okumuşsam onun hakkında kalem oynatmaya çekiniyorum. Kafamda buna dair çok mesele var ve henüz halledebilmiş değilim. Mesela birkaç sual sorayım size, bakalım siz ne düşüneceksiniz:

  • Dil üsluba dahil midir, dahil ise tercümeden yazarın üslubuna dair fikir edinilebilir mi?
  • Mütercim, üslubu güzel olmayan bir eseri güzel hale getirebilir mi? Yahut bunun zıttı da mümkün müdür?
  • Tercüme bir roman okuduk, beğendik. Bu beğendiğimiz sadece romandaki vakıalar mıdır? Aslını okuduğumuzda yine beğeneceğimiz kesin midir?
  • Tercümeden okuduğumuz bir eser hakkında verdiğimiz hükümlerin ne kadarı doğrudur?

İşte aklıma gelen sualler bunlar. Zaten bütün bu meselelerden dolayı ne zaman tercüme bir şey okusam müterciminden bahsediyorum. Kitaplar hakkında mütalaa bildirirken bunun elzem olduğunu düşünüyorum. Bir münekkit veya gazeteci, mütercem bir eser hakkında beş satır yazıyorsa bunun en az iki satırını mütercime ve tercümesine ayırmalı.

Daha evvel yazmıştım ama tercümeden bu kadar konuştuktan sonra bir kere daha zikretmezsem olmaz. Zannediyorum üç sene evvel çok sevdiğim yazar John Steinbeck’in Tatlı Perşembe’sini okuyayım demiştim. O zaman Sel yayınları da Steinbeck’in eserlerini neşretmeye yeni başlamıştı. Ben de Sel yayınlarından çıkan Dost Körpe Tercümesini aldım. Kırk sayfa ya dayandım ya dayanamadım. Öyle bir tercüme ki Türkçe deyişten eser yok. Seslendirme yapılmış Amerikan şeridi (filmi) seyrediyor hissine kapılıyor insan:

“Nasıldır bilirsin George!”
“Hey adamım! Senin derdin ne ha?”
“Dostum sen bir delisin.”

İşte Dost Körpe’nin tercümesi de bunlara benzer ucubeler mecmuası.

O rezil tercümeyi bıraktım tabii hemen. Böyle şeylerle karşılaşınca o kadar sinirleniyorum ki kitabı duvara fırlatasım geliyor. Tuttum kendimi, kitaba bir şey yapmadım ama gittim hemen Çağlayan yayınları neşrini aldım. 1940’lı yılların bir neşri. Aslında Varlık yayınlarından çıkanı alacaktım ama Türkçedeki ilk tercümesinin Çağlayan yayınlarından olduğunu öğrendim. Bunu öğrendiğim yazı da Cumhuriyet Kitap’ta Dost Körpe tercümesini metheden bir yazı.

Çağlayan yayınlarından çıkanın mütercimi yanlış hatırlamıyor isem Orhan Azizoğlu. Steinbeck’in teslîsinin (üçlemesinin) ilk ikisini de ondan okumuştum zaten. O tercüme rezaletinden sonra Orhan Azizoğlu ilaç gibi geldi.

Yalnız kimdir bu Orhan Azizoğlu, bileniniz var mı? Ben interneti dolaştım ama hakkında pek bir şey bulamadım. Steinbeck’in Yukarı Mahalle, Sardalye Sokağı ve Tatlı Perşembe’den mürekkep teslîsi dışında Varlık yayınlarından çıkan Beş Amerikan Hikayesi diye kısa bir tercümesi daha varmış. Ondan da büyük keyif aldım ama Azizoğlu hakkında malumatım maalesef yok denecek kadar az.

Görüyorsunuz değil mi? Kitaptan, tercümeden açınca çenem durmuyor. Daha da konuşacak çok şey var bu mevzuda ama yazımızı tercümeye hasretmiş olmayayım. Sonraki yazılarda yine uzun uzun konuşuruz bunları. Her şeyi bir yazıda bitirmek iyi bir şey değil benim gibi yazmakta zorlanan biri için. O yüzden bir sonraki yazıda söyleşmek üzere diyorum muhterem karilerim.

Onur BÜLBÜL

Reklamlar

Sohbet” üzerine 4 yorum

  1. Tekrar hoşgeldiniz Onur bey,

    Uzun zamandır işlerinizle meşgul olduğunuzu tahmin ediyordum. Fransa’daki eğitim hayatınızda da başarılar dilerim. Çok doğru bir tercih yapmışsınız.

    Tercüme ile ilgili kanaatlerinize katılıyorum. Belki daha evvelde konuşmuştuk. Kitapların tercümeleri oldukça kötü yapılmakta. Bir kere tercüme edilen eserin (şiir değilse elbette) çevrildiği dilde benzer etki yapacağını düşünüyorum. Yani tercüman yazarın anlatım ahengini eğer kendi edebi bilgisi ile zenginleştirip okuyucularına sunabilir ise bu sağlanacaktır.

    Geçmiş yıllara ait kitapların tercümeleri özellikle çok daha iyi diyorlar. Bizim yaşımız genç olsa da biz bile aradaki bazı farkları görebiliyoruz. Ben bundan dolayı ünlü kitapların kaliteli yayın evlerinden alınması taraftarıyım. (Can veya İş Bankası gibi)

    Bir tanıdığım okuduğu kitabın fransızca versiyonunu yıllar sonra okumuş ki ne görsün. Hiç hatırlayamadığı bazı bölümler bulunmakta (Sanırım Jules Verne’nin bir kitabı). Sonradan türkçe yayını ile kıyasladığında 15 sayfaya yakın kısımın hiç tercüme edilmediğini farkedip şoke olmuş.

    Düşünün ki bir tercüman tarihi değeri belli olan bir kitabı 15 sayfa eksik çeviriyor ve yayınevi bu kitabı basıyor!

    Günümüz Türkiye’sinde zaten kitap okuma oranları da günden güne azaldığı için aslında pekte ehemmiyet verilecek bir hadise değildir belki. Gündem bunları konuşmaktan çok daha farklı çağın gerisinde maddeleri konuşmakta.

    Tekrar hoşgeldiniz iyi akşamlar.

    Beğen

    • Efendim alakanıza teşekkür ederim.

      Yavaş yavaş yeniden hem yazmaya hem de sizin gibi blog sahiplerinin sayfalarını okumaya yeniden başlıyorum.

      Bu tercüme meselesi maalesef kanayan yaradır. Hakkınız var, kaliteli yayın evleri diğerlerine nispetle daha iyi tercümeler neşrediyorlar. Fakat onlar arasında bile bir garabet var. İki misal vereyim:

      1. Nurullah Ataç’ın Kızıl ile Kara tercümesi, Can yayınları. Ben bu tercümeyi okuduğumda hiç Ataç tercümesi okuduğumu hissedemedim. Sonra zannediyorsam Dursun Ali Tökel’in Türk Dili mecmuasında yazdığı bir yazıdan öğrendim ki Can yayınları başına buyruk bir şekilde üstadın tercümesini değiştirmiş. Bu değişikliğin kim tarafından hangi kıstaslara göre yapıldığı hakkında kitapta malumat verilmediği gibi kitabın mütercimi olarak hâlâ Nurullah Ataç gösteriliyor. Bu her şeyden evvel mütercime saygısızlıktır.

      2. Remzi Kitabevi’nin Gazap Üzümleri. Bunun yayınevindeki günümüz versiyonunun mütercimi Gülen Fındıklı. Fakat yanlış hatırlamıyor isem 1970’li yıllardaki baskılarınki Rasih Güran. Sayın Güran’ın tercümesinin ne kadar başarılı olduğu çok açık ama nedense o tercüme bırakılmış.

      Türkiye’nin bu cehaletle ve daha kötüsü bu cehaletin kutsanması ile herhangi bir adım atabilmesi mümkün değildir. O bakımdan Türkiye’nin istikbalini karanlık görüyorum. Bana sorarsanız ilim ve sanat açısından da artık bir şeyler yapmak imkansız bir yer oldu. Dilerim değişir ama maalesef bu ihtimalin düşük olduğunu görüyorum.

      Yorumunuza bir kere daha teşekkür eder, yazılarınızı geriden de olsa takip etmeye başladığımı belirtirim.

      İyi akşamlar.

      Beğen

  2. Onur bey,

    Tercüme meselesi ile ilgili iki kişi ile konuşma fırsatım oldu. Burada kendileriyle bir süredir sohbet ortamında görüşüyorduk. Daha henüz yeni tanıştığımız için elbette işleri ile ilgili pek fikir sahibi değildim. Kendileri üniversitede kalmaya çalışan karı koca olmak ile beraber ek olarak tercümanlık ve kitap çevirileri yaptıklarını söylediler. Bilhassa tanıştığımız bayanın bir çok dil yanında (6-7 dil) latince bilmesi beni çok etkiledi ve mutlu etti.

    Kitap tercümelerindeki kalitesizlik ve tercümanın edebi bilgisinin zayıflığını anlatarak konuya giriş yaptım. Kendilerine tercümelerin neden kötü ve baştan savma yapıldığını sorup bir miktarda eleştirdim elbette.

    Söyledikleri ilk şey ne yazık ki para oldu! Kitap tercümelerinin neredeyse hiç para getirmediğini anlattı. 350 sayfalık bir eserin tercümesinden alacağınız para kitap başına %2-4 arası imiş. Ülkemizdeki kitap satış oranlarını tahmin eder isek bir kitaptan kazanacağınız para (kitap bedeli 15 kabul eder isek) adet başına 0.5 lira olacak ve kitap 10.000 satsa 5000 tl olacağından bahsedildi.

    Yani düşünürsek kaliteli bir tercümanın saatlerce emek harcayıp çevireceği eserin verilen karşılığı 10 bin kitapta sadece 5 bin tl olmakta. Kaldı ki bu para da kitap satışına endeksli ve satıştan sonra ödeniyormuş. (Elbette bazı ünlü çevirmenler hariç)

    Dolayısıyla bana eğer düzgün çevrilecek bir eser isterseniz (ki ben çevirebilirim) beni geçindirmek zorundasınız dediler. Evliyim çocuğum var bir çok giderim var. Ben ya bir kitaba aylarımı harcayıp kaliteli bir çeviri ile hazır hale getiririm yada baştan savma yapar yarım yamalak veririrm dediler. Onlarda bu sebepten kitap tercümesi yapmadıklarını bu işinde yapılmayacağını söylüyorlar.

    Anlaşılan biz sanatın bile parayla hesap edildiğini göz ardı etmişiz. Ülkemizde para kazanamayan edebiyatçı veya bilim adamından eser beklemekte onlara haksızlık olacaktır.

    Hoşçakalın

    Liked by 1 kişi

    • Efendim, bu tecrübenizi burada paylaştığınız ve bizi bilgilendirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Bana diyecek bir şey bırakmamışsınız. Mütercimlerin, sanatkarların ve ilim adamlarının maddi kaygılarının olmasından daha tabii ne vardır? Cemiyet bu insanları geçindirmeli, rahatlarını sağlamalı ki onlar da cemiyete faideli olsunlar. Galiba Türkiye evvela burada sınıfta kalıyor. Değişmesini oradaki sanatkarlar ve ilim adamları adına temenni ederim.

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s