Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ni Ziyaret

IMG_3071Bu hafta Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ni dört seneden sonra tekrar ziyaret ettim. Restorasyondan sonraki ilk gidişim oldu. Gördüm ki yapılan restorasyonun hem müspet hem menfi tarafları olmuş. Her şeyden evvel bina bakımsız bir haldeydi, şu anda gayet temiz durumda. Eserlerin sergilenme biçimleri de çok daha güzel olmuş. Kısımlara ayrıca temas edeceğim ama eski haline nazaran şu anda müze standartlarına biraz daha yaklaşmış durumda. Menfi bulduğum taraf ise bahçenin büyük bir kısmındaki yeşilliklerin yerine taşın alması. Bu taşlar müzenin üslubuna aykırı ve çirkin taşlar değil. Fakat yine de yeşilliğin yerini tutamaz. Bahçenin ortasında bir camekan var. Bu camekandan bakıldığında aşağıda arkeolojik bir kalıntı görüyoruz ama bu kalıntı hakkında maalesef bir bilgi yok.

Müzenin tarihinden bahsedeyim biraz. Şu anda müze olarak kullanılan bu bina aslında Kanuni Sultan Süleyman’ın meşhur sadr-ı azamı ve damadı İbrahim Paşa’nın sarayının bir kısmı. Bu saray sultan sarayları dışında günümüze kalan tek Osmanlı sarayı. Tamamı ayakta olmamakla birlikte şu anda müze olarak kullanılan kısım dahi sarayın güzelliği ve azameti hakkında fikir vermektedir. Türk ve İslam eserlerinin sergileneceği bir müze çalışmaları ise 19. asrın sonunda başlamış ve 1914’te tamamlanmış. Mimar Sinan’ın eseri Süleymaniye külliyesi içindeki imaret binasında Evkâf-ı İslamiyye Müzesi ismiyle açılmış. Cumhuriyetin ilanından sonra adı Türk ve İslam Eserli Müzesi olarak değiştirilmiş. 1983’te ise bugünkü yerine yani Sultanahmet’teki İbrahim Paşa sarayına taşınmış.

Burayı ilk ziyaretimde geçici bir yazma Kur’an-ı Kerim sergisi vardı. Hayatımda gördüğüm en güzel sergilerinden biriydi. İslam coğrafyasının dört bir tarafından getirilmiş onlarca mushaf ve mahafaza müzenin hemen girişindeki soldaki salondaydı. Tarihe ve İslam medeniyetine meraklı birinin unutamayacağı cinsten bir ziyaretti.

Bu ziyaretimde de buna benzer bir sergiyi gezdim. Kufi yazıyla ilgili bu sergiden de pek çok şey öğrendim. Kufi yazı benim pek beğenmediğim ve okumakta çok zorlandığım bir yazı nevi. Fakat sergide anladım ki ben şimdiye kadar nadide ve güzel kufi hat ile karşılaşmamışım. Ayrıca 8. ve 9. asırdan kalan ilk Kur’an mushaflarının da kufiyle yazıldığını da bilmiyordum. Çok karışık ve farklı gibi görünen, harflerin noktalarının dahi olmayan bu yazı aslında üzerinde biraz çalışıldığında çözülebilecek bir yazı imiş. Bu ilk mushaflarda dikkatimi en çok çeken elif harfinin düz değil de kılıç gibi eğri yazılması.IMG_3063

Kufi yazı, yazıldığı yerin üslubuna göre isimlendirilmiş. Mekke’de yazılan çeşidine Mekkî, Hicaz’da yazılana Hicazî gibi. En beğendiğim ilk mushaflardan biri bu hicazî hat ile yazılmış. Daha sonraki asırlarda bu hattı göremedim ama Emevi ve Abbasi devirlerinden de çok güzel kufi hat misalleri ve müzeyyen mushaflar varmış. 11 ve 12. asırlara gelindiğinde artık umumiyetle maşrık ve mağrib yani doğu ve batı kufisinden bahsediliyor. Aralarındaki farkı çözmekte açıkçası biraz zorlandım ama daha sonra dostum Arlette’in de yardımıyla doğu üslubunun daha köşeli batı üslübunun daha yuvarlak olduğunu gördüm.

Kufi hat Osmanlı devrinde pek tercih edilmemiş. Sadece bazı Kur’an-ı Kerim’lerde sure başlarında kullanılmış. Ama bunların kullanıldığı misaller de hakikaten çok güzel. Osmanlıların bu eski mushaflar mevzuunda haklarını teslim etmemiz gerekir. Saraydaki ve diğer muhitlerdeki nakkaşhanelerde çalışan hattatlar, müzehhipler, nakkaş, mücellitler bu eski yazmalardan yıpranmış olanları tamir ve muhafaza etmişler. Tamir ederken de yazmaların üsluplarına münasip şekilde çalışmışlar. Bugün elimizdeki bu eserleri onlara borçluyuz gibi geliyor bana.

Bu tamir edilen eserlerden en mühimleri Halife Osman’a atfIMG_3073edilen Kur’an-ı Kerimler. Çeşitli yerlerde muhafaza edilen bu altı mushaftan bir tanesinin şehit edildiği sırada Osman tarafından okunduğuna inanılıyor. Bu arada sergide peygamberimizin damadı ve amcazadesi Ali’ye atfedilen bir Kur’an-ı Kerim de var.

Müzenin diğer kısımlarında da en az bu sergideki kadar nadide ve güzel yazmalar. Erken Emevi devrine ait arkeolojik eserler de dikkatimi çekenlerden oldu. Müzere bu eserler kronolojik bir şekilde sergileniyor. Kimi yerlerde döneme ve eserlerin mevzularına göre musiki çalıyor. Daha evvel olmayan mukaddes emanetler kısmında Itrî’nin Tekbir’i ve Medinelilerin peygamberimizi karşılarken söyledikleri Ay Doğdu Üzerimize şarkısı duyuluyor. Fakat mukaddes emanetler kısmındaki pek çok esere mana veremedim. Mesela Osmanlı padişahlarının hat eserleri, çeşitli hadis kitapları da bu kısımda sergileniyor. Ben mukaddes emanetler yazısını gördüğümde açıkçası Topkapı Müzesi’ndeki gibi bir sergi bekliyordum.

Müzenin benim için en mühim kısımlarından biri de Kanuni Sultan Süleyman’ın berat fermanının olduğu kısımdır. Bu ferman Osmanlı yazı ve tezyin sanatının en güzel misallerinden biridir. Sultan Süleyman’ın tuğrasının güzelliği bir tarafa klasik sanatlarda zirvenin yaşandığı bir devrin sanatkarlarının elinden çıktığı çok belli. Buna benzer bir başka misal de Sultan Süleyman’ın Bibliothèque Nationale de France’da muhafaza edilen mektubudur. Mektup bugün kütüphanenin internet sayfasından yüksek çözünürlükle indirilebilir.

Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nin de bir kütüphanesi var. Bazı nadide yazmaların muhafaza edildiği bu kütüphane hakkında ayrıca bir araştırma yapmak istiyorum. Kütüphanenin hususiyetleri, faydalanma şekli gibi mevzularda müze çalışanlara danışmak lazım. İnternette bununla ilgili bir malumat bulamadım. Zaten Türkiyede kütüphanecilik tam bir rezalet. Müzenin de bu rezaletin dışında olduğunu zannetmiyorum. Kütüphaneye dair bir levha bile koymaya tenezzül etmemişler. Belli ki buranın da tembel memurları kütüphaneden faydalanılmasını istemiyorlar. Her yazma eser için dediğimi buradakiler hakkında da dedim. Keşke bütün bu eserler Fransa’da Bibliothèque Nationale’de olsa. Hem muhafaza edilirler hem de bütün dünyanın faydalanması için internete koyulurlardı. Fransa’nın zamanında bu eserleri götürmemiş olması ne yazık!

Müze hakkında söylemeden geçemeyeceğim bir şey de müzenin mağazası. Bu müze pek çok emsalsiz ve alaka celbeden güzel eserler var. Bunların ne bir replikası ne de müzeye dair hususi bir şey satılıyor. Bütün müzelerin mağazalarını tek bir şirkete vermelerinden olacak hemen her müzede aynı şeyler satılıyor. Bu müzenin mağazasında mesela Ayasofya veya Topkapı müzeleriyle alakalı eşyalar var. Kartpostallar bile ilgi çekici değil.

Müzeden çıkarken insan ister istemez İbrahim Paşa’yı düşünüyor. Tarih kitaplarından, mecmualardan tanıdığımız İbrahim Paşa’nın azameti sarayının ayakta kalan bu kısmından daha iyi anlaşılıyor. Sultan saraylarına benzer büyüklükte ve güzellikte bir sarayda yaşayan, padişahın kız kardeşiyle evli bu vezirin idam edildikten sonra sarayın merdivenlerine atılan kanlı cesedini gören halk ne düşündü acaba?

Onur BÜLBÜL

 

Reklamlar

Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ni Ziyaret” üzerine 2 yorum

  1. Onur bey yine güzel bir müze yazısı paylaşmışsınız. Ben gidemesem de gitmiş kadar oluyorum. Elinize sağlık.

    Bahsettiğiniz Hz.Osman kuranı ile ilgili ben bir araştırma yapmıştım (İslam Tarihi ile ilgili yazılarım için). Ne yazık ki müzede gördüğünüz eser Hz.Osman zamanına ait değil. Kaldı ki bir kişinin elinden çıkmadığı gibi kullanılan noktalama işaretleri ve kelimeler Hz.Osman’dan çok sonra kullanılmaya başlanmış. Bunun ile ilgili eski Diyanet İşleri Başkanı Dr. Tayyar Altıkulaç ve Murat Bardakçı’nın yazılarını bulabilirsiniz.

    İbrahim paşaya cenaze namazı bile kılmamışlar ne yazık ki. Yine gömüldüğü yere bir ağaç dikilmiş yeri belli olsun diye. O ağacı da Prof. Dr. Nurhan Atasoy bulmuştu;

    Kütüphanecilik ise bahsettiğiniz gibi sanata bakış açımızın bir yansıması.

    Hoşçakalın

    Beğen

  2. İbrahim Bey, yazımı okuyup değerli görüşlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Eğer müze hakkında bir nebze fikir verebilmişsem ne mutlu bana.

    Yazıda bir noktayı doğru ifade edememişim. Müzenin sergisinde Halife Osman’a ait olduğu düşünülen herhangi bir mushaf sergilenmiyor. Sadece Osmanlı devrinde ona atfedilen altı mushafın tamir ve muhafaza edilmesiyle alakalı malumat veriliyor. Ama verdiğiniz bilgiler için müteşekkirim. Nurhan Atasoy’un bu çalışmasından haberdar değildim.

    Sizin de yeni yazılarınızı merakla bekliyorum, efendim.

    İyi çalışmalar dilerim.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s