Bilgisayarlı Çocukların Müdafaası

bilgisayarlı

Zeki Kayahan Coşkun ve Nihat Sırdar çok kıymetli radyo programcılarıdır. Radyonun musiki kutusu olmasına ellerinden geldiğince mani olan bu iki radyocu bir süredir hayatımda hayli zaman işgal ediyor. Televizyondaki laf ü güzaf ile Türkçeyi güzel konuşan bu kibar insanların sohbetini mukayese edemeyiz. Vaktini boşa harcamamak, işinden gücünden olmadan eğlenebilmek isteyenler televizyonlarını kapatmalı ve bu iki radyocuyu dinlemelidir.

Ben böyle bir medhiye ile başladım yazıya ama benim diyeceğim başka. Geçtiğimiz günlerde Zeki Kayahan Coşkun “eskinden” mevzuunu işleyen bir program yaptı. Zikrettiğim bu programcılar gerek radyoda gerek yazdıkları Kafa mecmuasında çocukluk ve gençliklerine dair hatıralarını anlatmaktan, yazmaktan çok hoşlanıyorlar. Ben de dinlemekten ve okumaktan hoşlanıyorum. Ucundan kıyısından da olsa kendimi bulabiliyorum o hatıralarda. Zaten Zeki Kayahan’ın kitaplarını da bu şevk ile okumuştum.

Mevzuunu “eskiden” diye tayin ettiği programda da böyle hatıralardan bahsetti Zeki Kayahan Coşkun. Programa telefon ile iştirak eden sâmiîn (dinleyiciler) de umumiyetle “mazi daha güzeldi, mazi başkaydı” minvalinden sözler ettiler. Bir yere kadar haklı buldum onları. Ama laf dönüp dolaşıp teknolojiye gelince böyle lafları gayr-i aklî buluyorum. Laf buraya gelince söylenen ilk şey çocukların eskiden sokakta oynadıkları oluyor. O günün şartlarında çocukların sokakta oynaması makul ve güzel bir şey. Ama bugünün çocuklarının onlar kadar oynamadıklarına hayıflanmayı yersiz buluyorum. Evinden çıkmayan; bilgisayarın, tabletin, telefonun başından kalkmayanları doğru misaller olarak kabul ediyorum zannetmeyin. O gibiler hasta sayılmalıdır. Ama saklambaç yerine bilgisayar oyunu oynayan, bu vesile ile başarıyı tadan, dil öğrenen, bilgiye ulaşmanın yollarını tanıyan çocuklara laf etmeyi de kabul edemiyorum.

Evde yalnız oyun oynayan çocukların bana göre en büyük kârları ferdiyetlerinin inkişaf etmesidir. Bugün Türk cemiyetinin çektiği sancıların ekserisi ferdin idrak edilememiş olmasıdır. Evde kendini tanıyan, dizilerle, şeritlerle (filmelerle) vakit geçiren çocukların yalnızlığı elbette yalnızlıktır ama boş veya na-hoş bir yalnızlık değil, batı Avrupa cemiyetine mensup insanın kitap okuma ibtilasının getirdiği doyurucu ve müterakki yalnızlığıdır. Faidelerini ise nesil çatışmaların müşahede edebiliriz.

Zamanımızdaki çocukların hayatları onların hayatlarına benzemiyor diye hayıflananlar bunun bir kazanç bir kâr olduğunu idrak etmeleri gerekir. Kıymetli hocamız Osman Fikri Sertkaya veda dersinde “oğul babayı geçmezse ilim ilerlemez” demişti. Her nesil bir evvelki nesilden farklı olacak, üstün olacak, neşv ü nema bulmuş olacak.

Türkiye’nin birazcık aklı var ise bu yeni yetişen nesle sahip çıkar. Değilse yüzlerce senedir debelendiği pislik çukurunda debelenmeye devam eder. Sahip çıksın dediğim nesle ben dâhil değilim, lütfen yanlış anlaşılmasın. Ben buradan gönül bağımı kopardım çoktan.

Onur BÜLBÜL

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s