Fasıla

Yazmaktan uzak kalmak zor şeymiş. İnsan yazmayı alışkanlık haline getirdikten sonra yazamadığında huzuru kaçıyor, ne yapacağını şaşırıyor. İşin zor tarafı beni yazmaktan alıkoyan yine kendimim. Neden bilmiyorum ama uzun zamandır yazmak arzusuyla yanıp tutuşmama rağmen bir türlü kalemi elime alamıyordum. Şimdi ise yazmayı ne kadar özlediğimi daha iyi anlıyorum. Sait Faik’in bir hikayesi “yazmasam çıldıracaktım” diye biter. Ben çıldıracak dereceye gelmesem de yazamamanın, haydi yazmamanın diyelim, sıkıntısını daima taşıyordum. Fakat vicdan azabına yakın bu sıkıntı, sadece yazmamaktan ileri gelmiyor. Evet hususen yazmamak sıkıntı veriyor ama asıl âmil bir şey imal etmemek, orataya bir şey koymamak. Şu dünyada anlayamadığım bir insan tipi varsa o da üretmeyen, üretmek istemeyen, gayesi olmayan insandır. Böyle bir kişinin ruh sıhhatinin yerinde olduğuna kimse inandıramaz beni.

Düşününce yazmaya ara vermek gibi bir hakkımın olmadığına kanaat getiriyorum. İçinde bulunduğum tahsil nizamı bizleri hayata atılmakta, değer üretmekte ve faydalı olmakta o kadar tehir ediyor ki bu teahhur ancak fevkalade bir çalışma ile bertaraf edilebilir. Yani diyebilirim ki Alman genci bir çalışıyorsa benim beş çalışmam lazım. Kolay iş değil, farkındayım ama dünya da yan gelip yatma yeri değil. İnsan elinden geleni yapmalı.

Yazmak mevzu-ı bahis olunca gıpta nazarları ile baktığım insanlar köşe yazarlarıdır. Ben bir ara her salı bir yazı neşretmek istedim de bir türlü beceremedim. Köşe yazarlarına hatta haftalık mizah mecmualarının yazar ve çizerlerine bakıyorum da onların yanında ne kadar tembel kalıyorum. Bunu ilk defa Nurullah Ataç okurken düşünmüştüm. Adam gençliğinden vefatına kadar yazı makinesi hatta bir matbaa gibi durmadan yazmış da yazmış. Hemen her mevzuda yazmış. “Denemeci olarak edebiyat üzerine deneme yazıyorum” demiş ama bakmayın öyle dediğine. Güzellik yarışmasında birinci gelen hanımdan kedilere, memurların kıyafetleriyle alakalı tanzimattan uçak yolculuğuna kadar her mevzuda yazmış. Ona nasıl gıpta ediyorum anlatamam. Bilhassa kendine mahsus bir lisan teşkil etmesine hayranım. Bir denemecinin sahip olması lazım gelen lisan güzelliği onda son haddine kadar mevcuttur. Tilcik, yır, dörüt gibi saçma sapan kelimeler kullanması mühim değil. Öyle bir lisan tasrifi var ki insanı sarıverir. Kendisi bu lisana çalışarak yani sürekli yazarak sahip olduğunu söylüyor. Bildiğim kadarıyla hiç benim gibi fasılalar vermeden iyi işleyen bir saat gibi yazmış da yazmış. Böyle bir denemeciden ilham ile tekrar salı yazıları yazmaya başlasam, en azından başlamayı denesem mi acaba?

Onur BÜLBÜL

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s