Akıl

“O, hikmeti dilediğine verir. Ve kendisine hikmet verilmiş olana çok büyük bir hayır verilmiş demektir. Gönlünü ve aklını çalıştıranlardan başkası düşünüp anlayamaz.” Bakara Suresi, 269. ayet.

Abdülaziz Bayındır, biz Müslümanların garplılardan öğrenecek bir şeyimizin olmadığını, Kur’an’ın garp medeniyetinden bir şey beklemeye hacet bırakmayan muhteşem bir kitap olduğunu söylüyor. Şüphesiz çok haklı. Fakat neden şark bu elim vaziyette? Herhalde Kur’an’a uymadığı, Kur’an’ı kendine uydurmaya çalıştığı için.

Kur’an’da Cenab-ı Hakk’ın çok dikkat çektiği nir husustur kişi hakkı. Her Müslüman bilir hak yemenin biyük günah olduğunu. Buna rağmen ekserî halkın Müslüman olduğu Türkiye’de bir günde kaç defa hakkımız yeniyor? Öyle büyük hadiseleri düşünmeyin hemen. En basit anları düşünün. Mesela bşr bakkala girdiniz. Almak istediklerinizi sıralıyorsunuz. O sırada biri, siz konuşurken, siparişlerinizi verirken yanınıza geliyor. Sizde olan sipariş verme hakkınızı yiyerek parayı uzatıyor ve sigara istiyor. Ona sorsanız nunda kötü bir şey yoktur. Neticede sizin işiniz uzun. Onun işiyse kısa. Sorsanız mutlaka böyle bir açıklama getirir. Gideyim, şu admın yahut kadının hakkını yiyeyim diye düşünmemiştir zaten. Fakat neden böyle oluyor? Hak mevhumu içine işlememiş de o yüzden böyle oluyor. Farkında bile değildir hak yediğinin. Müslümanların büyük meselelerinden biri işte bu şuursuzluk halidir.

Verdiğim misalde hak yemenin büyük bir hata olduğunu fark etmesi için o şahsın birkaç yol olduğunu düşünüyorum. Bunlardan birincisi dayak yemesidir. Evet, kulağa çok iptidaî geliyor ama karşımızda böylesine iptidaî bir ceza ile yola gelme ihtimali olan iptidaî bir zihniyet bulunuyor. Bir diğer yol o kişinin etrafını rasat etmesi yani gözlemlemesi ve neticede sıraya girilmediğinde, hak yendiğinde çeşitli sorunların doğduğunu fark etmesi, en nihayet amellerini buna göre tanzim etmesidir. Bu araştın ve arkasından gelecek tanzimatın “aklını çalıştırmak” diye bir ön şartı var. Galiba asıl mesele de burada. Bugün İslam adına öyle sapıkça, akla sığmaz, vicdan kabul etmez şeyler anlatılıyor, öğretiliyor ve yapılıyor ki insandaki “akıl çalıştırmak” melekesi adeta yok ediliyor.

Burada bir kısır döngü çıkıyor karşımıza. İnsanların aklını duyura uğratan bu sapık din anlayışını yıkıp gerçek İslam’a, Allah’ın fıtratına dönmenin; Kır’an’ı anlamanın yolu da aklını çalıştırmaktan geçiyor.

“Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah ’ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.” Rum Suresi, 30. ayet.

Demek ki hal-i hazırda aklını çalıştıranlara büyük vazife düşüyor. Yani münevver dediğimiz aydınlanmış insan tipinin münevvir olması, aydınlanmış iken aydınlatan olması lazım geliyor. Türkiye’de ve İslam aleminde münevverlerin bu vazifelerini yerine getirdiklerini düşünüyorum. O insanlara şu vaziyette yüklenmenin bir manası yok. Beklenen, münevver olmayanların aydınlatmaya çalışan insanlardan faydalanmaları.

Hak yiyen, aklını çalıştırmayan güruha kızdığım ikinci nokta burası. Ben bu insanların hakikati gördükleri halde direndiklerini, bencil hislerle şahsi menfaatlerini öne aldıklarına inanıyorum. Hatta görüyorum. Farklı gören varsa lütfen söylesin.

Nazım Hikmet’in Akrep Gibisin Kardeşim şiirini hatırlamadan edemiyorum böyle şeyleri konuşurken.


senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Bu şiirin yanında bir de Göktürk Kitabeleri’ndeki “Türük budun, ölteçisen” yani “Ey Türk milleti! Öleceksin” ifadesi hatırıma geliyor. Bu manada hakikaten Türk milletinin geleceğini çok karanlık görüyorum. Bu kafadaki Türk milletinin ve İslam aleminin feraha kavuşması mümkün değildir. Feraha yalnız Kur’an’a uyanlar kavuşacaktır.

Ben bu kadar ahkam kesiyorum da kendim çok mu örnek vatandaşım? Hayır değilim. Ben de bu cemiyetin içinde doğdum, büyüdüm. Cemiyetin hasselerinden yani özelliklerinden uzak kalamaz ki fert. Ben de kalamamışımdır. Fakat elimden geleni yapmaya, kendimi ıslah ve terbiye etmeye çalışıyorum. Türk milletini bırakıp gitme arzumun da bunun tabii neticesi olduğunu düşünüyorum.

1 Eylül 2014
6 Zilkade 1435
Dersaadet

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s