Benim Denemelerim

 

daktilo

“C’est ici un livre de bonne foi, lecteur.”*

Nasıldır Montaigne’in denemeleri? Ne anlatır? Tabii ki Montaigne’i anlatır. Samimi diye tarif edilmesinin sebebi de budur. Benim de en sevdiğim deneme çeşididir bu. Türk edebiyatında Montaigne kadar başarı sadece üç muharrir olduğunu düşünüyorum. Geçmişten Nurullah Ataç ve Suut aktmalı. Zamanımızdan ise Feyza Hepçilingirler. Ali Çolak da mükafat kazanmış deneme yazarı ama onu hiç beğenmedim ben. Yakaladığını fark ettiği bir güzelliği tadını kaçırıncaya kullanmaktan çekinmiyor. Bir sene evvel okuduğum Bilmem Hatırlar Mısınız kitabında, hanımların evlerinin pencerelerinde çiçek “köpürtmelerini” çok özlediğini yazmış. Güzel bir tabir bu. Ama kaç defa çiçek köpürtmek dedi o kitapta sayamadım. Sıkıntı bastı. Beğenmediğim başka tarafları da var o kitabın ama şimdi açmayalım. Ben deneme üzerine konuşmak istiyorum.

Sevgili Montaigne kendini anlatmış Denemeler’de ama insan kendisini nasıl anlatır? Çeşitli mevzulardaki fikrini beyan eder, zevklerinden dem vurur, hoşuma gidenler, ve sinir olduklarını yazar. Zaten insan da bu değil midir? Yoksa Montaigne’in göz renginden, saç şeklinden bize ne? Diyelim ki mavi gözlüdür, pek çok insan var dünyada mavi gözlü. Lakin bir tane Montaigne geldi dünyaya sonra da vefat etti. İşte bizi alakadar eden toprak olmuş, çürümüş beden değil; o bedendeki ruhtur. İnsanı insan yapan şeydir. Arapçadaki nefs kelimesi, bunu anlatmak için zikredilmesi lazım gelen bir kelimedir. Montaigne bize nefsini açmıştır. Denemecidir beklenen de budur.

İyi veya kötü ben de bir deneme muharririyim. İddialı değilim, belki okunmaz bile ekserî denemem ama doğru üslubu, doğru tarzı bulmaya çalışan bir denemeciyim. Fakat bu güne kadar denemelerinde kendimi anlatmayı beceremedim. Çok olsa edebiyat üzerine yazdıklarımda bir de deneme tarzında tenkitlerimde başarmışımdır bunu. Gelgelelim denemede başarı böyle olmaz. En azından Montaigne tarzı deneme böyle değildir.

Yapmaya çalıştığım şey şudur: Herhangi bir mevzu hakkında düşüncemi söylemek. Mesela telefonu ele alalım. Telefon hakkındaki fikirlerimi derli toplu yazabilmem lazım gelir. Fakat ne acıdır ki düşünceyi derlerin toplama daha sonra da yazılı ifade etme kabiliyeti bende yoktur. Bu kabahatin benim olduğu kadar Türkiye’deki talim, terbiye usulünün de olduğunu iddia ediyorum. İşte büyük sıkıntı burada. Bir hafta yurtdışını gezen kardeşim bir sayfa yazı yazamıyor seyahati hakkında. Fakat yaz bitip de mektep açılınca önüne koyulman testleri şakır şakır çözecek. Düşünmeye alışmadan, makine gibi bir şeyler yapan garip mahluklar haline getiriyor bizi bu düzen. Kendini bu düzenden kurtarabilip düşünmeye alışanları ne mutlu!

Daldan dala atlayan ve başarılı sayılan denemecilerde vardır şüphesiz. Benim aklıma Salah Birsel geliyor mesela. Okurken hoşuma giden, farklı bir tarzı var. Muayyen, tek bir mevzuu olmayan uzun denemelerinde o da kendini pek anlatmaz. Anlatacak olsa “Salah Birsel bu konuda şunları söyler” gibi cümlelerle anlatır. O devamlı başkalarını anlatır. Şu şöyle yapmış, bu böyle demiş. Anlattıkları içinde insanı şaşırtan malumatlar da olur. Deneme okurken aynı zamanda tarih bilgisine de sahip olabilirsiniz mesela. Fakat başından beri anlamamışımdır bu denemeleri. Hatta bu yazılara deneme demekte bile tereddüt yaşarım. Salah Birsel’in denemeleri böyle gariptir işte. Okumasına okurum ama içimde yaşamaz bir türlü. Unutur giderim o yazıları.

Onlarca deneme kitabı olan İskender Pala var bir de. İskender Pala da dili iyi kullanır ana onun da malzemesi kendisi değil, divan şiiri ve Osmanlı tarihidir. İskender Pala’yı da çok okudum, okurken zevk de aldım. Fakat aldığım zevk deneme zevki değildi. Divanlar arasında dolaşma zevkiydi. Bu anlamda İskender Pala ile aramda pek bir fark yok. O da kendini anlatmıyor veya anlatamıyor, ben de anlatamıyorum.

Şimdi denemenin bayrağını başarıyla taşıyan Feyza Hepçilingirler’den faydalanma zamanıdır. Ataç’ı okudum, Suut Kemal’i okudum. Feyza Hanım’ı da okuyarak kendime bir yol açmaya, denemelerde kendimi anlatmak için bir usul bulmaya çalışacağım.

30 Ağustos 2014
4 Zilkade 1435
Dersaadet

* Ey kâri! Bu bir hüsn-i niyet kitabıdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s