Tenkit Üzerine

Nurullah Ataç

Nurullah Ataç

Bundan birkaç sene evveline kadar münekkit olmak için gayret ediyordum. Fakat bugün geldiğim noktada bırakın münekkitlik etmeyi, matbuatı bile takip etmiyorum. Tembellik deyin, heves kırıklığı deyin, ne derseniz deyin; yeni çıkan kitapları okuyasım, takip edesim gelmiyor. Yenilerini okumuyorum da eskileri mi okuyup tenkit ediyorum? Onu da yapamıyorum. Şairlik gibi münekkitliğe de kabiliyetim olmadığına ikna oluyorum gittikçe. Gerçi şiir için ümidimi tamamen kaybetmiş değilim. Şiirden anladığımı, güzeli ile çirkinini tefrik edebildiğimi düşünüyorum. En azından “bu şiir güzeldir çünkü şöyledir” diyebiliyorum. Biraz da deneme üzerine kalem oynatabiliyorum. Fakat iş romana gelince pek bir şey beceremiyorum.

Romanı anlamanın da divan şiirini anlamak gibi ne kadar çok malumat gerektirdiğini bu sene Arlette’in roman çözümlemeleri dersini alması vesilesi ile öğrendim. Romanda mekan, romanda zaman, romanda dil ve üslup… Bu unsurlar böyle uzar gider. Bir romanın her bir unsuru için kitap bile yazılabilir. Peki ben bu işin neresindeyim? Ben daha roman okuru olmaya gayret ediyorum. Unsurlarını bırakın tahlil etmeyi, ekseriyetle o unsurların mevcudiyetinin farkına bile varmıyorum. Ben nasıl münekkit olurum?

Tenkit dediğimiz şey de öğrendiğime göre tartışmalı bir mevzu imiş. Bunun edebî bir tür olup olmadığı, ilmî tenkit yazmanın imkan derecesi münakaşa edilen şeyler imiş. Doğrusu buna hiç taaccüp etmedim. Bunun gibi münakaşalar pek çok sahada görülüyor. Ben bunu şuna bağlıyorum: Bir kısım zevat yaptıkları iş vesilesi ile muteber olmak için insanları, meşguliyetlerinin çok mühim şeyler olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Mühim ve ilmî şeyler olduğuna. Siz şimdi kalkıp “Tenkit ilmî değildir. Çünkü bir kaidesi yoktur. Sadece tahlil etmek de tenkit değildir.” derseniz, koskoca tenkit nevinde kalem oynatanların o büyük(!) eserleri şahsî birer mütalaa mecmuası halini alacak. Bu haliyle kitaplar kıymetsiz mi olacak? Tabii ki olmayacak. Hatta daha samimî, daha yakın olacak insanlara. Bu sayede okunurluğu da tezyit olacak. Ama gelin görün ki o akademik ünvanlar, her şeyin en doğrusunu ben bilirim edaları yerle bir olacak.

Peki benim dediğim tenkit nasıl bir tenkit? Kendim ancak öylesini yazabiliyorum diye methettiğimi zannetmeyin bu tarzı. Bilirsiniz ki ben beceremediğim şeyi de methederim. Bir kere en sevdiğim ebedi nevi olan şiiri yazamıyorum, tenkit yazamadığımı söylemekten mi imtina edeceğim? Bahsettiğim, sevdiğim, yazmaya gayret ettiğim tenkit (artık adına ne dersiniz bilmem) deneme tarzı tenkittir. Bir makaleye yaraşır üslup ile değil de edebiyat sohbeti eder bir üslup ile yazılmış, sıcak, samimi bir tenkittir. Böylesinin daha geniş bir sahaya yayıldığını, binaenaleyh daha müteessir olduğunu yakın tarihimizde Nurullah Ataç, Suut Kemal, Ahmet Hamdi gibi münekkitler vesilesi ile görüyoruz. Bu büyük şahsiyetlerin eserlerini hangi aklı başında edebiyatçı hafife alabilir. Evet kastettikleri manada ilmî değildir belki eserleri ama zaten tenkit hatta edebiyat ne kadar ilmî olabilir ki?

Saatlerini, günlerini gerek eski gerek yeni edebiyat üzerine makaleler yazmakla geçiren hocalar ve namzetler bana kızmasınlar. İşlerinin ciddiyetini ben de biliyorum. Fakat deneme ve tenkidin; soğuk kalıplardan çıkarılıp, samimi bir üslup ile yeniden ele alınmasını istiyorum. Edipleri deneme tarzında tenkidin evsafı ve faydaları hakkında düşünmeye çağırıyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s