Öztürkçecilere Cevap

Facebook’taki öztürkçeci sahifelerin herhalde en büyüğü Türk Dil Hareketi sahifesidir. Birkaç defa çeşitli sebeplerle bu sahife ile münakaşaya girdim ve ihraç edildim. Madem münakaşa ediyorsun,  onların fikirlerini desteklemiyorsun, neden sahifeyi beğenip takip ediyorsun diye sorarsanız; sahifenin çalışmalarını mühimsiyorum da o yüzden takip ediyorum. Ne kadar kızsam ve hatalı bulsam da insanlar üzerinde müessir oldukları aşikardır. Ben de böyle bir sahifede münazara ve münakaşa etmeyi faydalı buluyorum.

 

Yakın zamanda bu münazara ve münakaşalardan biri daha vuku buldu. İmkan olsaydı bu yazıma o münazaranın metnini ilave ederdim ama maalesef edemiyorum çünkü yine atıldım sahifeden. Hem de cevap hakkı tanınmadan! Üstüne üstlük arkamdan son mütalaama cevap vasfında birkaç cümle bile edildi. Ben de bu işe çok sinirlendim ve bir yazı ile karşılık vermek istedim. Zira sahifeye herhangi bir şey yazamıyorum.

Lafıma, münazaramızda herhangi bir kabalığın mevcut olmadığını söyleyerek başlamak istiyorum ama sadece bu cümle ne kadar ikna edici olur, doğrusu şüphedeyim. Samimiyetime inanmanızı ümit ederek söylüyorum ki münazaranın, münakaşaya inkılap etmemesi için elimden geleni yaptım, mümkün olduğunca nezaket kelimeleri tercih ettim ve üslubumu bu cihetten ayırmadım. Gelin görün ki hakikatleri ifade etmeye başlayınca insan, hemen susturulmaya çalışılıyor. Benim birinci itirazım işte bu tavradır.  

Uzun süren mükâtebenin (yazışmanın) tamamını buraya nakletmeyeceğim. Zaten metin, sahife tarafından silindiği için buna imkan da yok. Sadece son kısımlara temas edeceğim ki müdafaam daha sarîh olsun.

Efendim, bendenizin lisan hakkındaki mütalaaları bu sahifenin aksine Arapça ve Farsça’nın temel teşkil ettiği İslamî medeniyetimizin Türkçesi cihetindedir. Türkçe tarihindeki özleşme tabir edilen hareketlerin hemen hepsine muhalefet ederim. Hatta yazı dilinin konuşma diline göre çok daha ağır olması lazım geldiğini, yeni mefhumların dildeki karşılıklarının da Arapça ve Farsça kaideler göz önünde tutularak icad edilmesi gerektiğini söylerim. Bu tip kelimeler lisanımızda pek çoktur. Ez cümle yeni bir lisan zihniyeti değildir benimkisi. Türk milletinin İslamiyeti kabul ettmesinden Tanzimat hareketlerine kadar kabul gören zihniyettir. Elbette Tanzimat’ta bu anlayış çok fazla değişmemiştir ama o devirde lisana tedahhül eden garplı kelimeler olduğu gibi kalmış veya sadece telaffuzda bir takım değişikliklere gidilmiştir ki Türkçemizdeki binlerce Fransızca kelime o günlerden mirastır. Daha sonrada Ömer Seyfettin’in muktedâlık (öncülük) ettiği kısmi özleşme başlamıştır. Elbette cumhuriyetin ilk senelerinde özleşme hızlanmış daha cezrî (radikal) noktalara varılmıştır. Lisandaki yabancı menşeli kelimelerin tamamını tasfiye etmek ve lazım gelirse uydurma ek dahi kullanılarak kelime teşkîk etmek (türetmek) cihetine gidilmiştir. İşte Türk Dil Hareketi sahifesi bu son zikrettiğim zihniyetin mümessilidir ve onların nazarında benim dilim, tercih ettiğim kelimeler sebebi ile Türkçe değildir. Buradan şu çıkıyor: Arapça ve Farsça kelimelerin olduğu cümleler Türkçe değildir, binaenaleyh Türk edebiyatının büyük bir devresi aslında hiç mevcut olmamıştır.

Bırakınız divan şairlerini, halk şairleri dahi bol bol Arapça ve Farsça kelime kullanmışlardır.Şairler ve edebiyat mevzuuna gelindiğinde zikretmeden geçmedikleri iki şair Yunus Emre ve Karacaoğlan’dır. Bu iki şairimizin Arapça,Farsça kelimeler kullanmadığını nasıl iddia ediyorlar anlamak mümkün değil. İşte Yunus’un meşhur bir şiirinden mısralar:

Severim ben seni candan içeri
Yolum vardır bu erkândan içeri

Şeriat tarikat yoludur varana
Hakikat meyvası andan içeri

Dînin terk edenin küfürdür işi
Ol ne küfürdür imandan içeri

Dikkatinizi celbetmiştir, koyu yazdıklarım Arapça yahut Farsça kelimelerdir. Peki Yunus Emre’nin eserinin ismi nedir? Risâletü’n-Nushiyye!

Karacaoğlan’dan da birkaç mısraı misal diye vermek isterim:

Ala gözlerini sevdiğim dilber
Sana bir tenhada sözüm var benim
Kumaş yüküm dost köyüne çezildi
Bir zülfü siyaha nazım var benim

Ne yapacağız, ey öztürkçeciler, Karacaoğlan’ı, Yunus Emre’yi de mi Türk edebiyatının mensubu saymayacağız? Peki kimi sayacağız? Arapça, Farsça kelimeler var diye 8. asırdan bu zamana kadarki eserleri red mi edeceğiz? Diyelim ki yok saydık, diyelim ki reddettik; bu bizi büyütür mü, küçültür mü?

Ben bu gibi suallerin cevabını beklerken karşıma “Bedük’ün Heartbreaker şarkısının Türk edebiyatına dahil edilebileceğini müdafaa edip etmediğim” suali geldi. Orada da ifade ettim yine ediyorum. Ben garp lisanlarının kelimelerinin Türkçeye tedahhülüne muhalifim. Bütün garplı kelimelere birer karşılık teşkîk edilmelidir; ama bu karşılıklar Arapça ve Farsça kaidelerle teşkîk edilmelidir. İngilizce ve diğer garp lisanları bizim mensubu olmadığımız Avrupa medeniyetinin lisanlarıdır. Bir İngiliz muharririn, Latince tabula kelimesinden gelen ve Fransızca’dan İngilizceye geçen table kelimesini kullanması ne kadar tabii ise bir Türk şairin Arapça edebe (اَدَبَ)  kelimesinden gelen edebiyat kelimesini kullanması da o kadar tabiidir. Çünkü mensup olunan medeniyetin dillerinin tasarruflarıdır bunlar.

Bu hakikatlerin ve tespitlerin ifade edilmesi hoşlarına gitmediğinden olacak hayli şedid bir karşılık verdiler ve bendenizi ihraç ettiler. Verdikleri o şedid cevapta İslam medeniyetine ve harsına dahi dil uzattılar. Metnin kendisini yazının sonuna ilave ediyorum.

Arapça ve Farsça’nın dilimizdeki yeri ile İngilizce’nin dilimizdeki yerinin ne kadar farklı olduğu; hangisinin yabancı olduğu herhalde izahtan varestedir. Lakin bu basit hakikatin bile ferâmuş edildiği (gözardı edildiği) bir metin ile karşı karşıyayız.

Arapların medeniyetinin olup olmadığı hususunda Arap edebiyatına dair birkaç esere göz atmalarını tavsiye etmekten başka yapacak bir şey göremiyorum.

Gelelim İslam, meselesine. Önce İslam dinine sonra da Emevilerin İslam zihniyetine sapkın dendiği için nasıl cevap yazmalı bilemiyorum. Eğer İslam dinine sapkın diyorlarsa benim söyleyecek fazla sözüm yoktur. Allah peygamberimize dahi sadece ikaz etme vazifesi vermiştir. Bu sebeple ben de onları sadece hakikatleri görmeye ve Kur’an’ı okumaya, İslamı öğrenmeye davet ediyorum. Kabul ederler, etmezler onu bilmiyorum ama Allah Habîrdir.

Emevilerin İslam zihniyetinden tam neyi kast ettiklerini anlayamadım. Siyasi bir takım vakıa mevzubahis ediliyor ise bunları sarîh bir şekilde yazmaları lazımdır. İslam harsının (onlar kültür demişler ama herhalde gözlerinden kaçtı, yoksa ekin derlerdi) Doğu Roma’dan çalıntı olduğu iddiaları da herhangi bir esasa dayanmıyor. İslam harsının sanat eserleri meydandadır. Bu eserler ile Doğu Roma arasında herhangi bir münasebet var ise bu gayet tabiidir. Zira Doğu Roma bir doğu devletidir ve aynı coğrafyaya hükmetmiştir. Şunu bilmek lazım ki Bizans, garp değil şark medeniyetidir. Bunlara rağmen İslam medeniyetinin eserlerini Bizans eserleri ile aynı safta görebilir miyiz? İslam eserlerinin kendine has yapısı sarahaten ortadadır. Çürük bir fikrin mahsulü olan cümlelere bu kadar izahat bence kafidir.

Öztürkçeciler artık mefkurelerine bir nizam vermeliler. Tarihimizi, an’anelerimizi ve bilhassa İslamiyet’i yok saymakla terakki olmuyor. Teşkil etmeye çalıştıkları lisan, cemiyetimizin hangi ferdinin lehinedir? Bizler divanları, tezkireleri yazma eserlerden okuyabilmeliyiz. Eğer bunu yapabilirsek sadece o divanları okumuş olmayız, aynı zamanda kendimizi öğrenmiş oluruz. Dünyanın en âlî medeniyetinin mensup ve mensubeleri olduğumuz şuuru ile hareket etmeye başlarız. İşte lisanımızı hakkı ile bilmenin faydası budur.

Öztürkçecilik faaliyeti ise bu şuurun teşekkül etmesinin önündeki maniadan biridir. Lisanımızın kuvvetli kelimelerinin tasfiyesi neticesinde kendini ifade etmek için yine öztürkçecilerin uydurduğu o usulsüz kelimeleri kullanamayanlar bu sefer çareyi kuvvetli garp lisanlarında aramaktadırlar. Buna mani olmanın yolu da Osmanlı Türkçesini ihya etmek ile olur. Osmanlı Türkçesini ihya edilmesi hususunda  yapılması lazım gelen şeyler ise başka bir yazının mevzuudur.

Ben bir Türkçe hayranı olarak dilimiz ve dilimizi bilmenin getireceği nice müspet netice için çalışmaya  -bi iznillahi Teala- devam edeceğim.

Onur BÜLBÜL





Sahifenin mezkur yazısı: “Arapça ve Farsça bizim değildir. En az İngilizce kadar yaddır. İngilizce ve Farsça aynı dil ailesindendir üstelik. Arap’ta ne uygarlık var da biz alalım? Uygarlığı onlara biz öğrettik zaten. Siz İslam kültürünün Doğu Roma’dan çalıntı olduğunun bile farkında değilsiniz. Türkler Müslüman olduktan sonra İslam’ı sapkınlıktan kurtardılar. Yoksa Emevilerin sapkınlıklarıyla İslam yok olup gidecekti. onlara her şeyi biz öğrettik. Onlar bize çoktan sırt çevirdi. 1930’da Mısır’da yapılan Arapça Kongresi’nde dillerinden tüm Türkçe sözcükleri çıkardılar. Siz hala Arap’ın Fars’ın hayranı olmaya devam edecekseniz, yanlış yerdesiniz. Burası size göre değil. Bizi böyle boş beleş tartışmalarla oylamayın…”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s