Bârân-ı İlâhî

 

“Allah´ın âsâr-ı rahmetine bir baksana! Toprağı, öldükten

sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte o Allah, bütün ölüleri

muhakkak diriltecek, hem O herşeye kâdirdir.”

Rum suresi 50. ayet. 30/5”


Gündüzleri dışarıda gezerken yağmuru sevmem ama gece odamda otururken, yatağımda yatarken damlaların sesi, yıldırımlar, gök gürültüleri pek hoşuma gider. Gündüzleri yağmurun hoşuma gitmemesinden biraz hicap duyarım doğrusu. Yağmur ki rahmettir. Tabiat bir yağmurla nasıl da açılır. Bundan olacak Farsçada “bârân-ı İlâhî” diye çok güzel bir tabir vardır. Mehmet Âkif’in Rum Süresinin 50. ayetini iktibas ettiği şiiri de bu hakikati ve tabii güzelliği anlatır.


Çık da seyret bahârın cûş-i rengârengini

Nefh-i Sûr’un dinle mevcâ-mevc olan âhengini


Yağmurun çeşitleri var mıdır bilmem ama ben şöyle gümbür gümbür yağan, rüzgarsız havaların yağmurunu severim. Onu dinlemek daha bir keyif verir bana. Dikkat ettiyseniz hep dinlemekten bahsediyorum. Çünkü yağmurun seyrinden zevk alınacak kadar güzel bir yerde hiç bulunmadım. Ben inanmam öyle her yerde güzellik olduğuna. Güzellik hususidir, aranıp bulunur. O yüzden yağmuru sıradan bir apartman penceresinden asfalt caddelere yağışı güzel gelmez bana.


Yağmurun manzarası dendi mi aklıma hemen Tevfik Fikret’in Yağmur şiiri gelir. Aşiyandan seyretmiş olacak ki yağmuru şöyle güzel mısralar söylemiş:


Küçük muttarid muhteriz darbeler

Kafeslerde camlarda pür-ihtizaz 

Olur dem-be-dem nevhâ-ger nağme-sâz

Kafeslerde camlarda pür-ihtizaz

Küçük muttarid muhteriz darbeler


Bu şiirin ikinci mısraı hep alakamı celbetmiştir. “Kafeslerde camlarda” dediği nasıl bir şeydir. Hayatında hiç kafes görmemiş birinin bu güzelliği merak etmesi tabiidir herhalde. Lakin beni üzen belki de hiçbir zaman kafes denen şeyi göremeyecek olmam.


Bilmiyorum hiç Antalya’da bulundunuz mu? Antalya’nın yağmurundan hep bahsedilir. Bu alaka ve şöhreti boşuna değildir. Hakikaten çok yağmur yağar Antalya’ya ama bir bakarsınız gök yarılmış, bardaktan boşalıyor su. Lakin bu, on dakika bilemediniz on beş dakika sürer. Sonra bıçakla kesilmiş gibi durur. Üç saat, dört saat, beş saat beklersiniz yarım kalmış yağmurun devamını ve hiç beklemediğiniz bir anda yine yarılır gök. Ne oluyor diye yerinizden kalkıp pencereye gittiğinizde ise yine kesilmiştir. Çocukluğumda bu, bir şiddetlenen bir kesilen yağmuru takip ederek mektebin tatil edilmesini ümit ile beklerdik. Hiç kar yağmayan bir memlekette yağmur tatili yapardık biz de. Tabii Antalya’nın yağmur tatili de yağmuru gibi acayiptir. Geceden tatil ilan edilir ama sabaha güneş açar, bulut bile kalmaz semâda. Ondan sonra tadına doyulmaz tatil gününü gönlünüze göre geçirmeye bakarsınız.


Yağmurun daima yağmasının da insana sıkıntı verdiği söylenir. Haftalarca devam eden yağmura rast gelmedim ben ama iki üç gün bırakın yağmuru semanın maîsini göremezsem oflamaya başlarım. Nitekim güneşin kendini pek az gösterdiği şimal memalikinde intihar nispetini buna bağlıyorlar. Hak veriyor insan.


Pek çok bakımdan olduğu gibi tabiat ve mevsim hususiyetleri bakımından memleketimiz çok güzel. Güneş çok saklamıyor kendini, yağmurun rahmeti de eksik olmuyor. Bizlere bu güzel memlekette hayat sürmeyi nasip eden Allah’a hamd ü senalar olsun.


Onur BÜLBÜL


8 Nisan 2013





Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s