Ankara Romanı Hakkında

 

Yakup Kadri’nin Ankara romanını okudum. Bana hediye edilen bir kitaptı da ayıp olmasın diye o kadar kitap varken bunu okudum. Ama vazife ifa ediyorum hissine kapılmadım doğrusu. Kapılsam güzelliklerini göremezdim. Güzelliklerine ve hatta ihtiva ettiği fikirlere hakim olduğumu düşünüyorum.

Yakup Kadri’nin lisanını menfi cihette tenkit edecek değilim. Lisan inkılabından oldukça uzak durduğu muayyen. Öztürkçe olduğu iddia edilen kelimelerden herhangi bir tanesinin gözüme çarptığını hatırlamıyorum. Yalnız Fransızca kelimeleri çok fazla istimal ediyor. Belki haklıdır, istimal ettiği Fransızca kelimelerin Türkçe mukabili yoktur ama bunların en azından Arapçalarını yazabilirdi. Tabii romanı tahrir ederken tercih ettiği Fransızca kelimeler şimdi hiç karşımıza çıkmıyor. O lisandan iyice uzaklaştık. Onların yerini şimdi İngilizce kelimeler aldı. Tutulacak cihet de bence lisanımıza duhûl eden bu kelimelere karşılık bulmaktır. Tabii Arapça veya Farsça kaidelerden faydalanarak.

Roman kısımlara ayrılmış. Üç büyük kısım var. Bunlar da kendi içlerinde taksim edilmişler. İyi ki de böyle olmuş çünkü bana sorarsanız romanın iktisâmı kıraati kolaylaştırıyor. Hatta insanı acaba bir sonraki kısımda ne olacak hissine gark ediyor. Tabii benim okuduğum bu nüsha üçüncü tab olduğu için gazetedeki tefrika yerleri de gösterilmiş. Gazetede roman tefrika etme meselesine bir başka yazımda temas edeceğim ama burada şunu söylemeliyim ki çok mühim bir hizmettir roman tefrikası. Okumaya büyük bir teşviktir. Keşke gazetelerimiz çıplak kadın fotoğrafların doldurduğu sütunları bu gibi hizmetlere tayin etseler. Gazeteciliğimizin ahvaline de bir nazar eyledim bu roman sayesinde.

Ankara romanını benim için hususi kılan bazı şeyler var. Bunlardan en mühimi cumhuriyetin ilanından sonra teşekkül ettirilen sosyetik tabir olunabilecek zümrenin eşkali ve ahvalidir. Aşağı yukarı tahmin ettiğim bu çevreyi adeta yakından gördüm hatta bizzat içinde bulunduğumu hissettim. Garplı ve dahi medeni olmayı, durmak bilmeyen eğlence meclislerinde, tanımadıkları ile dans etmek, içki içmek telakki edip milletin bin bir zorlukla beslediği bu asalak zümre hakkında böyle derin hisler kazanmamı sağlayan Ankara romanını artık feramuş etmem (unutmam) mümkün değil.

Ne var ki romanın her kısmı bu kadar müessir (etkileyici) gelmedi. Hele o son, üçüncü kısım yok mu? Bir çocuk safdilliliğiyle yazılmış, toz pembe sayfalardan başka bir şey değil. Zaten mezkur kısmın başında, “bu kısım yazarın kafasındaki Ankara ve Türkiye’dir” şeklinde bir ifade var. Buradan muharririn bir çeşit ütopya kuracağını fark ediyor insan ama o muhteşem tasvirlerden, heyecanla okunan vakalardan sonra ilk mektep talebesinin acemiliğine yakın bir eda ile kaleme alınan son kısım insanda hicap hissi uyandırıyor. O kısmın hiç olmamasını tercih ederim. Muharrir her şeyi mükemmel kılarak adeta eserin bütününe hakim olmasını lazım gördüğüm hakikati zedelemiş. Bunu teknik bir kusur olarak bile tavsif edebiliriz.

Bütün bu noksanlarına, hatalarına rağmen Ankara, insana hem güzel vakit geçirtebilecek hem de pek çok hakikati görmesini temin edecek mühim bir romandır. Yakup Kadri’nin diğer eserleri arasındaki yerini tesbit edemesem de bu eserin şöhretinden yola çıkarak Yakup Kadri okumaya başlamak için münasip bir roman olduğuna kaniyim.

Dilerim sizler de okursunuz bir gün.

Hayırlı kıraatler temenni ederim efendim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s