Mecmualarımız

                                

Uzun zamandır edebiyat mecmualarını elimden geldiğince takip ediyorum. Yeni yeni mecmuaları alıyorum, okuyorum. En azından göz gezdiriyorum. Tarih mecmualarının ise hemen hepsini alıyorum çünkü edebiyat mecmuaları kadar fazla değil onlar.

Mahallîleri de dahil edersek kim bilir ne çok edebiyat mecmuası vardır. Ben bunların içinden en kelli felli, meşhur olanları seçip alıyorum. Daha doğrusu alıyordum ama ocak ayında bundan vaz geçtim. Yeni mecmualar da almayacağım artık çünkü çok aldım ama her seferinde aynı sükut-u hayale uğradım. Hepsinde bir kalitesizlik ve manasızlık hakim. Aralık ayı mecmualarını arşivime gönderirken bir yandan da son bir göz gezdirdim onlara. Karabatak mecmuasında bir deneme neşrolunmuş. Deneme olduğunu nereden biliyorum? Onlar öyle diyorlar da oradan, yoksa bir nevi (tür) olarak denemeye hiç mi hiç benzemeyen bu yazı nedir, bilmeme imkan yok. Bakın nasıl başlıyor: “Bulutlar, kara tahtanın üstünde silgiyle dağıtılmış yazı gibi belirsiz. Toprağın karanlık, soğuk ve kaskatı kesildiği yerden olabildiğince uzanıp omuzladım ve yukarıya doğru ittim. Beklenilmeyen bir tohumdum. Yumru yumru taşlar kenara çekildi ve buzdan kristaller kum gibi kaydı sağa sola.”. Sümeyra İkiz kaleme almış bunları. Serlevha (başlık) da “Söyleyin Ben Hangi Ağacım”. Sümeyra İkiz’i tanımıyorum ama ona tavsiyem denemenin ne olduğunu bir okumasıdır. İnternetten bile olsa deneme hakkında birkaç paragraf okusa bu yazının deneme olmayacağını hemen anlar. En azından anlaması umulur. Tabii Karabatak mecmuasının kabahati için ne diyeceğim bilemiyorum. Bir edebiyat mecmuası düşünmezse bu yazı acaba nedir diye, daha ne denir ki!

Denemeler için vaziyet böyle de şiirler için farklı mı? Maalesef değil. Günümüz mecmualarında neşrolunan şiirleri bir okuyun. Bakalım anlayabiliyor musunuz? Ben anlayamıyorum. Her şiir anlaşılmaz falan diyeceksiniz şimdi siz. Yok demeyin öyle bana. Ben inanmam anlaşılmayan şeyin insana işleyeceğine. Hatta bir düşünün halkımız bu kadar edebiyat sever iken nasıl bu kadar ayrı düştü edebiyattan diye. Belki de bu bu yüzden düştü. Ne olduğu bilinmez satırlara şiir dediler de halkın önüne sıkıntıya girmeden, ilim sahibi olmadan ortaya saçmalıklar koydular okunsun diye. Kalitesizlik her yerde diyorum da inanmıyorsunuz.

Mecmua çıkaranlarda bir ciddiyet olsa belki daha farklı olurdu. Çünkü ilmî mecmualar yani mütemadiyen makale neşreden, herkese değil de o ilim erbabına ithafen çıkan mecmualar bu zaviyeden daha iyi görünüyor. Aynı ciddiyet daha doğrusu hassasiyet, memleket çapında neşrolunan mecmualarda da olmalı. Aslında herkeste olmalı. Aksi takdirde güzel ile çirkini tefrik etmek (ayırt etmek) mümkün olmaz gibi geliyor bana. Bir misal vereyim. Üniversite açıldığında o kitapçı senin bu kitapçı benim ders kitaplarını topluyordum. Cağaloğlu’nda Ana Kitabevi’ne gittik arkadaşlarla. Rafta Dergah mecmuasını gördüm. Daha evvel bir kere almıştım ama okumamıştım. Orada gördüğüm yeni sayısı idi. Mecmuayı gördünüz mü bilmem ama şekil itibariyle tam benim görmek istediğim tarzda bir mecmua o. Daha renkli olsa bence daha güzel olurdu ama buna da şükür diye düşündüm gördüğümde ve aklıma Nurullah Ataç’ın yazı hayatına başladığı, devrin en mühim ediplerinin de boy gösterdiği edebiyat mecmuası Dergah geldi. Bu acaba onun devamı mı diye geçirdim içimden ve orada çalışan bir gence sordum. Hayır dedi. Sonra ilave etti. Cümleyi tam hatırlamıyorum ama şu zamanda okunabilir birkaç edebiyat mecmuasından (o dergi diyor) biridir bence bu dergah manasına gelen bir şey söyledi. Ben de satın aldım. Satın aldığım o sayıyı da okumadım ama Aralık sayısını okumak için fırsatım oldu. Anladığım kadarıyla Dergah, hangisi bilmiyorum ama bir cemaatle dirsek temasında bulunan bir mecmua. Belki de Dergah yayınlarınındır. Bilmiyorum ama başında, maddeler halinde bazı meselelerin halli için tespit ve tavsiyelerin olduğu yazı dışında hiç hoşuma gitmedi. O yazıya da bayılmadım, çok asık suratlı bir lisanı var artık muharriri kimse. İçinde dinin olduğu yazıları yazanlar nedense böyle asık suratlı yazıyorlar. Tam tersi olması lazım gelirken hem de. Böyle dedim ama ben de ara sıra dini mevzu edinen yazılar yazıyorum, belki benim de lisanım öyledir ama bana öyle gelmiyor. Asık suratlı yazıdan kastım sinirli yazı değil, üst perdeden konuşan samimiyet fakiri bir yazı. Binaenaleyh kendi lisanımın öyle olduğunu düşünmüyorum. Neyse nefsimi yeterince müdafaa ettim, mevzua dönelim. İşte bahsettiğim o yazının bir kısmı dışında hiç hoşuma gitmedi mecmua ama yirmi üçüncü sahifede “Mimar Sinan’ın Mektubu” serlevhalı bir metnin hâşiyesini (dipnotunu) okuyunca çileden çıktım. “Bu metnin sahih olup olmadığı tartışılmaktadır. İnternetten alınmıştır.”. Bana öyle geliyor ki bu, işine hürmet göstermemektir. Çünkü gösteren insan işini en iyi şekilde, layıkıyla yerine getirmeye çalışır. Ki mecmua edebiyat hakkında. Yani basit sıradan bir sahadaki herhangi bir mecmua değil. İnternette bakarsak ben size daha neler neler bulurum. Koskoca mecmua utanmadan sıkılmadan almış internetten de mektup neşretmiş. Makalesine ispat olsun diye hem de. Fırlatıp attım bir kenara. Kİtabevinde bana mecmuayı metheden genç hala beğeniyor mu Dergah’ı bilmiyorum. Ediyorsa bence onun da kendine saygısı yok. Sırf müşterek bazı fikirleri var diye ilimsizliğe karşı çıkmıyor da göz yumuyorsa demek ki kendi kıymetlerini göz ardı ediyor.

Aslında bana sorarsanız ekseriyetle böyle bir meselemiz var. Hoşgörü iyi bir şey ama ilim gibi bir mevzuda yerinin olduğunu düşünmüyorum. Hem hoşgörü zaten üstten alta doğru olur. Tecrübeli edipler gençlerin bazı hatalarını  hoş görmelidir elbette ama mecmuaların bu şarta dahil olmadığı izahtan varestedir.

Bunu sırf dindar kesimden insanlar için söylemiyorum. Garip ama hars (kültür) unsurlarının daha fazla mesaiye sahip olduğu sol kesim için de, hatta kesim kesim de değil herkes için söylüyorum. İnsan olarak evvela doğruyu ve güzeli takdir etmeli, yanlışı ve çirkini de hicvetmeliyiz. Bu bence ediplerin hatta insanların tamamına düşen vazifedir, bilhassa da Müslümanlar’a.  

Hülasa artık belli başlı birkaç edebiyat mecmuasını alacağım. Onlarda bazı eski muharrirleri hala okunabilir buluyorum. Aklıma gelen ilk isim Mustafa Şerif Onaran. O lisan inkılabına gönül vermiş biri. Üslup yerine biçem diyor mesela ama işine ve kendisine hürmeti olduğuna zerre şüphem yok. Varlık’ta yazıyor. Tavsiye ederim. Ara sıra Cumhuriyet Kitap ekinde de yazıyor sanırım ama emin değilim. Kitap ekleri için de söyleyeceklerim var ya başka zamana artık.

Onur BÜLBÜL

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s