Türkçe


image

Facebook’ta meşhur bir sahife var. Şu kendilerini “öztürkçeci” diye tavsif edenlerin sahifelerinden. 18 Aralık’ta “Anımsatma” serlevhalı (başlıklı) bir metin mukaseme etmişler (paylaşmışlar). Bu metinde Arapça, Farsça menşeli kelimelerin Türkçeleştiğini müdafaa eden yani hakikati gören muakkiplerinden (takipçilerinden) şikayet ediliyor. Şöyle deniliyor: “Özellikle Arapça ve Farsça sözcüklerin Türkçeleşmiş olduğunu ve değiştirilemeyeceğini savunan arkadaşlarımız var. Bunu çoktan aşmış olmalıydık ancak özellikle yeni üyelerimize defalarca anlatmak zorunda kalıyoruz. Türkçe için Batı’dan ya da Doğu’dan gelen tüm yad sözcükler bizce sakıncalıdır, olabildiğince ayıklanmalıdır. Her yad sözcüğün dilden atılmasının belli bir zorluk derecesi vardır. Kimisi kolayca kimisi çok güç atılabilir.” . Devamında “birlik, beraberlik” temennileri var.

Bakın hele şu laflara. Bir kere Türkçe mevzuunda hassas olduğunu iddia eden bir sayfaya böyle lisan hataları yakışıyor mu? “Türkçeleşmiş olduğunu” ne demektir Allah aşkına? Böyle bir cümle inşadı olamaz Türkçede. “Türkçeleştiğini” diyemeyecek kadar çok hiddetlenmişler zannederim. Bir de “ya da” rabıtasını (bağlacını) istimal etmek için (kullanmak için) evvela “ya” rabıtasını istimal etmek lazım gelir. Hiddetlendikleri belli ama hassasiyetleri olan mevzuda böyle hatalar yapmalarını ben kabul edemiyorum.

Bunlar şekil ile alakalı söyleyeceklerimdi. Asıl ben bu lafların manasıyla alakadar olmak istiyorum. Bir kere şunu kabul etmeliler ki Arapça-Farsça yani şark menşeli kelimelerle garp kelimeleri bir değildir. Avrupa elsinesi (lisanları) için Latince ve Yunanca ne ise, nasıl Avrupa elsinesi bu iki lisandan kelimeler alarak bu kadar neşv ü nema bulduysa (geliştiyse) aynı şey bizim lisanımız için de mer’îdir (geçerlidir). Amma bir farkla. Bizim lisanımızın Latincesi-Yunancası, Arapça ile Farsçadır. Bu hakikat inkar edilemez. Lakin şöyle etraflıca tefekkür etmediklerinden olacak bu hakikati bir türlü göremiyorlar. Güzel lisanımızı dar bir kelime haznesine mahkum etmekteler ama farkında değiller. Gayelerinin vücut bulma ihtimali yok ya Türkçeye zarar verdikleri için bu kabul edilemez, iptidai gaye ile mücadele etmeyi gerekli buluyorum.

Alakamı celbeden bir husus daha var. 17 Aralık günü aynı sayfada kıymetli şairimiz Aşık Veysel Şatıroğlu’nun Atatürk’e Ağıt isimli mersiye şiiri mukaseme edildi. Sayfanın müdir ve/veya müdireleri mersiyeyi beğenmiş olacaklar ki mukaseme etmişler. Lakin burada bir tezat var. Çünkü o mersiyede ilk nazarda fark edilen 39 tane Arapça Farsça menşeli Türkçe kelime saydım. Böyle kelimelere muhalif bir sayfanın o mersiyeyi mukaseme edeceğine hiç ihtimal vermezdim. Lakin öyle anlaşılıyor ki zaman zaman taviz veriyorlar Türkçe hakkındaki gayelerinden. Aslında vermek zorunda kalıyorlar çünkü öbür türlü paylaşacak bir sanat eseri kolay kolay bulunmaz. Ancak birkaç koşuk vs. Onları da lisan dahilinde bir tercüme ile mukaseme etmeleri gerekir ki kariler (okuyanlar) zevk almazlar.

Arapça, Farsça menşeli diye lisanımızdan atmaya çalıştıkları o kelimeler bizim zenginliğimizdir. Bir tefekkür edersek bunu görürüz zaten. Şöyle bir aklınızdan geçirin, onca divanlar, mesneviler, sayfa sayfa şiirler nasıl yazıldı? O kıymetli eserler nasıl verildi? Yüksek medeniyete nasıl sahip olundu? Büyük eserlerden sadece divan şiirini de kast etmiyorum. Daha dün yaşamış, nesirde veya nazımda nice güzellikler terennüm etmiş sanatkarlarımızı da kast ediyorum. Gençliğimizin o eserlere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Gençlik çağlarında hayat bulan aşk ateşini en iyi şekilde ifade etmeleri, hislerine incelik vermeleri için de gerekli olan budur bana göre. Kendimizi divanlarda, mesnevilerde bulabiliriz. Şimdi de buluyoruz elbette ama o güzelliklerden daha fazla istifade etmeliyiz. Bunun akislerini başka sahalarda da görürüz bence.

Lisanımızı toparlamamızın, ona şöyle etraflıca şekil vermemizin yolu mezkur (zikredilen) eserlere hakim olmaktır. O eserlere, o lisana hakim olmak için ise menbaa (kaynağa) sahip olmalıyız, yani Arapça, Farsça öğrenmeliyiz. Böylece hatalar yapmaktan da içtinap ederiz (sakınırız). Lakin mezkur iki lisanın taliminin çok daha mühim bir faidesi daha olacaktır. Eski eserlerimizi şuna buna muhtaç olmadan okuyabiliriz. Medeniyetimizi iyice öğreniriz. Yani şuur kazanırız.

Yok illa öztükçeci olacağım diyenlere karşı yapacak bir şeyim yok tabii. Elimden geldiğince efkarımı (fikirlerimi) müdafaa ediyorum. Lakin şuna inanıyorum ki biraz okuyup şiirlerimizi, büyük eserlerimizi terennüm edenler bana iştirak ediyorlar. Okuyanımız tezayüt ettikçe (arttıkça) Türkçeyi öztürkçe zulmünden kurtarmak da bence o kadar âsân (kolay) olacaktır. 


Onur BÜLBÜL 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s