Uyku

Uyku insanın mühim ihtiyaçlarından. Kimse aksini iddia edemez herhalde. Öyle ki “ aman canım bugün de uyumayayım” diyemiyoruz. Bir gün desek ikinci gün diyemiyoruz, ikinci gün de desek herhalde bir yerlerde düşüp kalırız. Sims diye bir oyun vardır, oynayanlar bilir, sim uyumazsa artık bir noktadan sonra kendini yere atıp uyuklamaya başlar. Bizlerden esinlenilip yapmışlar demek ki onu da.

Ben umumiyetle uykusuzluğa dayanabiliyorum ama sadece vücutça dayanabiliyorum, ruhen büyük buhranlar yaşıyorum. Dışarıya uykusuz olduğumu pek belli etmesem de -belki ediyorumdur ama bana etmiyorum gibi geliyor- içimde bunun acısını çok kesif şekilde duyuyorum. Uykusuz olduğum günlerde neredeyse hiçbir şeyden zevk alamıyor, etrafıma da bir asabiyet saçıyorum. O günlerde etrafımdaki insanların benden kaçmamalarını hayretle izliyorum. Demek ki beni seviyorlar.

Uykusuzluğumun hat safhada olduğu günlerde sebeplerini tespit edemediğim bazı fiziki acılar da duyuyorum. Mesela gözlerim çok acıyor. Bunu okuyunca hiç garip gelmeyecek size hatta ne var ki bunda diyeceksiniz ama bir düşünün. Vücudunuz dimdik ayakta, haydi diyelim keyfiniz de yerinde ama gözleriniz… Gözleriniz acıyor. Herkeste öyle mi bilmiyorum ama benim gözlerim en çok göz kapaklarımı biraz kapattığımda acıyor. İşte bu acıya hiçbir mana veremiyorum. Elbet tıbbi bir izahı vardır ya benim malumatım yok. Bazı fiziki acılar dedim, cemi (çoğul) istimal ettim (kullandım). Yani gözlerimin acısından başka tespitlerim de var. Göz acısından sonra ilk aklıma gelen yüz acısı oluyor. Evet evet, benim yüzüm acıyor. Bunun göz acısı kadar amîm (yaygın) olmadığına kaniyim.

Uyku tatlıdır efendim. Çok tatlıdır hem de. Ama en tatlı uyku herhalde yar ile uyunan uykudur. Sultan Selim’e isnat edilen bir şarkı vardır hani: “Dün gece yar hanesinde / Yastıcağım taş idi / Üstüm yaprak altım toprak / Yine gönlüm hoş idi” diye. Aklıma o geldi yar ile uyunan uykudan bahsedince. Altında toprak olsun, üstünde yaprak olsun hatta yastığı taştan olsun; fark etmemiş şair için, o yar ile yattığı için bahtiyar.

Uyku ile alakalı birkaç mısraa temas etmiş iken kıymetdar şairimiz Faruk Nafiz’in güftesini yazdığı, Hüseyin Mayadağ’ın bestelediği o muhteşem eseri zikretmezsem olmaz. Güftesi aslında şöyle:

Âh eden kimdir bu saat kuytuda
Sustu bülbüller hıyaban uykuda
Şimdi ay bir serv-i simindir suda
Esme ey bad esme canan uykuda

Nedendir bilmem Alaaddin Bey şarkının ikinci mısraında da “Esme ey bad esme canan uykuda” şeklinde okuyor. Belki de doğrusu budur, emin değilim. Ne olursa olsun çok güzel bir eser bu. Lakin mutlaka Alaaddin Bey’den dinlenmelidir.

Bazen şiir, bazen musiki tercüman oluyor hislerime, efkarıma da o yüzden bir şiirden bir şarkıdan bahsediyorum. Mevzu uyku olunca da açıkçası şaşırıyorum ne yazacağımı, bir anda fikirler uçuşuyor sanki kafamın içinde. Mesela aklıma uyku düşmanları geldi. Gelince de yüzüm ekşidi. Hiç sevmem onları. İnsanı ruh gibi sersem sersem gezdirmek niyetindeler herhalde. Bir kere, sıhhatin ehemmiyetini idrak edememişler olacaklar ki insana onlarca faidesi mevcut faaliyete muhalefet ediyorlar. Beni bütün gün uyumayı müdafaa ediyorum zannetmeyin ama uykuya düşman da olamam, ihtiyacı olan insan uyur. Kimin ne kadar uykuya ihtiyacı olduğunu elbette en iyi hekimler bilirler ya bence herkesin ihtiyacı farklıdır. Ben bunu rasat ettim (gözlemledim).

Uyku hakkında yazarken uykum geldi. Bilmiyorum okurken sizin geldi mi. Geldi ise uyuyalım artık efendim;
Allah rahatlıklar versin. 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s