Mecmualardan Ağustos

Mecmualardan yazısını yazmak için teehhür ettiğimin (geciktiğimin) farkındayım. Lakin daha evvel de dedim ya yazın sıcakta okuyasım gelmiyor benim, elimde değil. Yine de çok geç sayılmaz. Zikredeceğim mecmualar hala rafları süslüyor.

Ağustosun ile mecmuası, Özgür Edebiyat mecmuası. İlk defa aldığım, beğendiğim bir mecmua bu. Dîgerleri gibi bunda da lüzumsuz ve manasız bulduğum yazılar, şiirler var ama takdir edeceğim bir mevzu seçilip işlenmiş. “Türkçe”. Zamanımızın Türkçesinin en büyük meselesi garp lisanlarının tesiridir. Bu tesirin sadece kelime ithalatıyla alakalı olmadığını, Türkçenin dokusunu değiştirdiğini anlatan güzel bir yazı yazmış Kemal Bek Beyefendi. Başlığı “Türkçedeki İngilizce Edası”. Kemal Bey Türkçe nazarında Arapça ile Farsça’yı, İnglizce ve Fransızca’nın yanına koymasa iyi eder bana göre ama garp lisanlarının tesirinden rahatsızlık duyan birine itiraz edip tefrika çıkaracak değilim. Garp lisanlarından halas ettikten (kurtardıktan) sonra güzel lisanımızı, Arapça’yı Farsça’yı konuşuruz.
Özgür Edebiyat’tan bir de şiir seçtim. Onu iktibas edeceğim. Şairimizin ismi Hüseyin Atabaş. Kaçamak Bir Gün şiirini okuyalım:

Akdeniz nihavent maviydi o gün,
derin okyanuslardık biz ikimiz senle.
Yılların özlemiyle tekin durulmuyor,
suda fırtına olup ağıyorsun tenime!…

Ah, becerikli adamın biri olsaydım
hazırlıksız inmeseydim bunca derine!
Sen düşler ve kuşlarla uçup gitmesen,
tan kıvamında doğsaydın göğsümde.

Çığlık çığlığa sığındığımız liman
güne dolu başlayıp akşama boşaldı;
sen sessizce yekindin bende esmeye,
ayrılınca anladık geç kaldığımızı.

Hüzünlü olduğun kadar sevecendin,
hâlâ mahmurdun, hâlâ nihavent beste.
Düze iniyordu dağda otlayan geyikleri
akmaya başladın suları özlediğimde.

Bunca yıl sonra buldum hevesimi,
uslu duramam ki, mümkün değil inan!
Akşam yorgunluğuna sarıldım yattım,
değme keyfime istekle başladı gün…

Sunu
Düşün ki bizim evde sular kesikti,
geldim sende yundum arındım işte!..

Tebrik ediyorum Hüseyin Bey’i. Lakin “sunu” ile başlayan kısmı keşke yazmasaydı. Ben pek beğenmedim orayı. Manası belki hoş ama şiirin ahengine yakışmıyor. Bana kalırsa şiir dediğimiz de evvela ahenktir.

Gelelim Varlık mecmuasına. Kapak mevzuu “edebiyat plastiktir”. Bu ne manaya geliyor bilmiyorum. O kadar saçma buldum ki vakit ayırmadım. Edebiyat mecmuaları anlaşılmamak istedikçe bi-itibar olmaya mahkumlar. Bir zamanlar edebiyat aleminin vaz geçilmezi olan Varlık, işte ne hallerde, yazık!
Her şeye rağmen üç yazı seçtim. İlki Mustafa Şerif Onaran’ın Zaman Şiirleri. Mecmuanın en iyi yazısının gene Mustafa Bey yazmış. Tebrik ederim. İkincisi Haydar Ergülen’in Edebiyat Hayata Şiir Katar. Güzel şeyler anlatıyor Haydar Bey bu yazıda. Lakin yazının ortasındaki “Necatigil’in …. dizesi gibi” diye bir ara başlıktan sonra bence işler sarpa sarıyor. Cümleler hiç açık değil. Sanat sevdasına düşülmüş de hiçbir şey ortaya konamamış sanki.
Üçüncü ve son yazı da Sabit Kemal Bayıldıran’ın Okurken 6 yazısı. Lakin bu yazının her yerini beğenmedim. Bendiğim ara başlıkları yazıyorum: Şaire Sözcüğü, Dil Devrimi’nin Yarattığı Karmaşa, Az Sözcükle Şairlik Olmaz. Bu başlıkları okumanızı tavsiye ederim.

Ve “Mecmualardan” yazısının vazgeçilmezi haline gelen Türk Edebiyatı mecmuası… Evvela ufacık, hoş bir “Hazine-i Evrak” köşesini buraya almak istiyorum. Sekizinci sahifedeki bu köşede Kemal Batanay’ın Boğaziçi Köprüsü’de düşürdüğü tarih yer alıyor. Ebced hesabıyla 1973 senesini veren şiir şöyle:

Köprü inşâsı Boğaz’da bekliyordu bizleri
Bu büyük bir ihtiyacdı asr-ı Fâtih’den beri
Çok şükür Cumhuriyet devrinde erdik maksada
Bir muazzam köprüyü kurduk fahr eder sâhibleri
Tarih-i ikmâlini tam söyledi yazdı Kemâl
Avrupa Asya bir oldu bağladık cânibleri

Mecmuada bu şiirin eski yazı ile tahrir olunmuş şekli de mevcut.
Şiir ile başladım ama nesir ile devam edip ondan sonra hoşuma giden şiirleri zikredeceğim. Yirminci sahifede Aydın Yüksel’in kaleminden “Mesih Mehmed Paşa Çeşmesi” serlevhalı yazı var. Çok teferruatlı olmuş bu yazı. Belki güzel malumatlar veriyor ama sıkıyor insanı. Okutmuyor kendini. Ben o yazıdan sadece bizde tecdidatın (restorasyonun) ne kadar zararlı olduğunu anladım. Ve fazla vakit geçirmeden altmış dördüncü sahifedeki “Nedim Şiirinde Bireye Doğru” yazısına geçtim. Bence bu saynın en faydalı, okunur yazısı Namık Açıkgözün kaleminden çıkan bu yazı. Nedim gibi büyük bir şair hakkında hiç düşünmediklerimi düşündürttü bana. Şiddetle tavsiye ediyorum.

Gelelim Türk Edebiyatı’ndan hoşuma giden eşara (şiirlerie). İlki Cevdet Karal’ın Bana Seslendiklerinde isimli şiiri. Okuyalım:

Bir şey kalmamış ondan geriye
Tıpkı yutkunur gibi öyle
Gelincikler topluyor
Eli gittiğinde elmacık kemiklerine
Ben böylesine yalnızım işte

Siliniyor adı birden geçtiğinde
Bıçak izleri gibi ne biriktirmişse
Ben eski bir mektup kokusuyum
Bana seslendiklerinde

Kırışıkların arasında bir yerde
Saklı parmak izleri öyle
Sanırım ki sabahları
Soyulmuş elma kokar elleri yüzümde.

Yüreğine sağlık Cevdet Beyin. “Gelincikler topluyor / Eli gittiğinde elmacık kemiklerine” kısraları çarpıverdi beni. Divan şiirindeki sevgilinin ruhsarı (yanağı) mazmununun başka bir tarzı değil de bu nedir?
İkinci şiir Niyazi Mete Gürgan’’dan Uzak Adam şiiri. Kıraat edelim:

Kendi gerçeğine uzak adam,
öfke fışkırmış yanaklarından, solmuş güller bahçesinde,
solmuş zaman, açılmadan.
Kendi sevgisine yaban adam,
düşmüş kuşun kanadından,
kanlar içinde bakakalmış,
kanlar içinde, ağlamadan.
Kendi özlemine uzak adam,
perde arkasında konuşmadan,
yürümeden, büyümeden,
bilemeden, yaşamadan.
Kendi gölgesine uzak adam,
gece adam, sürgün adam,
dokunmadan, koklamadan,
unutulan, unutmadan.
Uzak adam…
Uzaklara yakınmadan.

Niyazi Beyi de tebrik ediyorum. Ahenk nedir göstermiş bizlere. Var olsun.
Sonraki Ahmet Mahir Pekşen’in Hırsız şiiri. Okuyalım:

Sırf sen gitmedin ki o gün bırakıp,
Bakışına sarıp mânâ götürdün
Yüzüne en masum hâlini takıp
Gönlümde ne varsa sana götürdün.

Kirpiğinde gitti vezin, kafiye
“Hırsızsın” demedim darılma diye.
Hemen savunmaya sarılma diye,
Benden aldın yine bana götürdün.

Hüzün; hayat diye gördüğüm artık,
Çözülmez dilimden kördüğüm artık,
Yıldızı çalınmış bir göğüm artık,
Hancısı olmayan hana götürdün.

İnanacak mısın, desem ki; “Hoşum”
Şimdi yağmur dökmüş buluttan boşum.
Sensizliği içtim, öyle sarhoşum,
Söyle beni hangi yana götürdün.

Ahmet Beyi ne kadar tebrik etsem azdır. Can ü gönülden tebrik ediyorum kendisini. Bazı şiirler izah, tahlil kabul etmez. Bu şiir de etmiyor. Lakin bu kadar güzel şiirin hece vezni ile kafiyeli yazılması gösteriyor ki manaya ahenk yakışır, buna muktedir olmak da imkansız değildir.

Türk Edebiyatı’ndan güncel edeibyat mecmuası “Sabit Fikir”e geçiyorum. Yabancı edebiyata fazlaca ehemmiyet verdiği için bu mecmuayı takbih ediyorum (kınıyorum). Türk matbuatı bu kadar çalışırken ve bu kadar çalışmanın karşılığını tenkit ile hak ederken garp edebiyatını merkez edinmek bence hatalı iştir. O yüzden edebiyat namına bir yazıyı mukaseme etmeyeceğim. Sadece on sekizinci sahifedeki “Muhteşem Bir Müfredat, Değil” isimli yazısı tavsiye ediyorum.

Remzi Kitapevi’nin “Kitap Gazetesi”nde Enver Aysever’in “Yazlar ve Kitaplar” isimli yazısını şiddetle tavsiye ediyorum. Eline sağlık Enver Beyin.

Böylece Mecmualardan Ağustos’a nokta koyuyorum. Önümüzdeki aylarda kısmet olur ise daha güzel mecmuaları tahlil etmeyi dilerim.

Şimdiden iyi okumalar dilerim efendim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s