Romeo ve Juliet

Bana öyle geliyor ki insan kendi kendine seçtiği kitabı daha bir zevkle okuyor. Birilerinin dayatması ile değil de sırf siz istediğiniz için okuyorsanız kitabı daha başka bir tadı oluyor. Aksi halde en güzel kitap zehre dönebiliyor. Misalen ben mecbur tutulan hatta tavsiye edilen kitapları bile okumam. Klasiklerden ve garp edebiyatından uzak durmamın sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. Eminim bu huy beni birçok eserden mahrum bırakıyor. Senelerce “Romeo ve Juliet”ten bıraktığı gibi.

Ben her zaman garp klasiklerinden evvel şark klasiklerinin okunmasından yana oldum. Mümkün olduğunca öyle de yaptım. “Dâstân-ı Leylî vü Mecnûn” u idadi (lise) tahsilimin ikinci senesinde okudum. O zamanlarda diğer talebelerden kitapla alakalı sualler geliyordu. Hikayeyi biraz anlatınca hemen herkes “Aaa, aynı Romeo ve Juliet gibi.” diyordu. Kalbime yara açan bu bıçak gibi keskin cümle o zamanlar Romeo ve Juliet’ten nefret etmeme yetmişti. Lakin yaş biraz ilerleyip işime daha bir ciddiyetle yaklaştığımda nefretlerimi törpülemeye başladım. Nurullah Ataç’ın anlattığı Prospero ile Caliban karakterlerini merak edip Şekspir’in “Fırtına” eserini aldım, okudum. Hoşuma gitti. Bunun üzerine Romeo ve Juliet’i okudum.

Uzun uzun, ciddi tenkitler yazamam ben, biliyorsunuz. O yüzden şimdi de lafı dolandırmayacağım. Romeo Ve Juliet bana gösterdi ki “aşk, âlemşümuldür” yani evrenseldir. Hatta tek başına mefhum olarak değil, bizzat hayatın içindeki tezahürleri ile âlemşümuldür. Romeo ile Juliet’teki Kont Paris, Leyla ve Mecnun’daki İbni Selam değil midir? Romeo’nun zehir bulaşmış dudaklarını öpen Juliet “ölüm verecek can veren dudakların” derken şark topraklarında terennüm edilen şiirlerdeki “hayat bahşeden öpücük” mazmunundan uzak mıdır? Değildir elbet. Çünkü insan, her yerde insandır. Pek beylik bir laf oldu ya bu, yanlış bir tarafı yoktur bence. İnsanın özü her yerde aynıdır. Öyle tahmin ediyorum ki dünyanın her yerinde sevdiğinden alınan buse sanki hayat bağışlar, cana can katar. Nedim ne buyurmuş: “La’l-i yâr ağzında ammâ vâpesîn olmuş nefes / Âşık-ı bîmârı gördüm cân verip cân almada”

Biraz da hikayenin şeklinden bahs etmek istiyorum aslında ama elim varmıyor. Zira benim İngilizcem o eseri okumaya yetmeyeceği için tercümesini okudum. Tercümesini okumak neler neler kaybettirir. Bir kere artık üslup yoktur o eserde. Siz aslında Şekspir’i değil de tercümanı okuyorsunuz. Cümleler Şekspir’in değil çünkü. O yüzden biraz da üzülüyorum. Kim bilir ne söz sanatları vardır o eserde de ben göremiyorum. Bir gün çok iyi İnglizcem olursa ilk iş bu eseri okumak olacak. Yine de “Leyli vü Mecnun”u okuyabildiğim için avutuyorum kendimi.

Bu kadar laftan sonra tavsiye ederim, okuyunuz dememin manası yok herhalde. Lakin benden size tavsiye okuyun Romeo ve Juliet’i, okuyun ya evvela Leyli vü Mecnun’u okuyun. Fuzuli’nin kaleminden aşkı okuduktan sonra aşk hikayelerine bakışı değişiyor insanın. Ondan evvela onu okuyun diyorum. Romeo ve Juliet daha bir manalı olacak o zaman.

Fuzuli güzel öğretiyor aşkı ama bizim elimizdeki bu iki aşk hikayesine en münasip son onun “Aşk imiş her ne var alemde / İlm bir kıyl ü kaal imiş ancak” kıtası değildir. Manası başkadır onun. Bence şimdi bize en münasip beyti Şeyh Galib yazmıştır.:

Âh min el-aşki ve halâtihi
Ahraka kalbi bi-harârâtihi

Aşkın ve onun hallerinden ah ediyorum. Çünkü onun hararetiyle kalbim yandı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s