Lisan-ı Türki İçin

                Yahu şu Türkçeciler diye bilinen cemiyete laf yetiştirmek ne zor imiş! Anlatıyorsun, anlamıyorlar. İzah ediyorsun, feramuş ediyorlar. Haydi diyelim sahiden hakikatlerin farkında değiller de ondan kabul etmiyorlar dediğimi. Öyle de değil. Aslında onlar da bal gibi biliyorlar tasavvur ettikleri Türkçe ile bir medeniyet teşkil edilmeyeceğini de işlerine öyle geliyor herhalde.

                Şimdi kalkıp bir de o fikirleri hakikaten, an-samim-il-kalb (candan ve gönülden) müdafaa ettilerini söyleyip, sebeplerini izaha koyulurlarsa duyduğum azıcık hürmeti de kaybedecekler. Zira aklı başında bir insan bu kadar bariz hakikatlere sırt çevirip onları görmezden gelemez. Senin hürmetini kaybetseler ne olur ki, derseniz; tabii ki bir şey olmaz. Ben onları takip etmeyi bırakmam.

                Çok izah ettik ya bir kere daha edelim, zararı yok:

1.       Lisan, medeniyet meselesidir. Medeniyet-i aliyye sahibi bir cemiyet olmak için kuvvetli bir lisana ihtiyaç vardır. Bu zaruridir. Türkçecilerin tasavvur ve arzu ettikleri Türkçe mezkur medeniyetin inşaına kafi değildir. Zira mücerret (soyut) mefhumları (kavramları) ifade etmeye kabil değildir.

2.       Medeniyet, şuur sahibi olmayı zaruri kılar. O şuura ise ancak ecdadın asarını (eselerini) idrak ederek okumakla sahip olunabilir. Her gün altından geçtiği kapının üstündeki kitabeyi okuyamayan darülfünun (üniversite) talebeleri ile şuur sahibi medeniyetin tohumları atılamaz. Leyla ve Mecnun’dan evvel Romeo ve Jülyet’i talim eden gençlerin şu ahvaliyle (halleriyle) inşa-ı medeniyet etmeleri beklenemez.

3.       Tarihten kopmak; cemiyeti (toplumu) felakete, izmihlale (yok oluşa) sürükler. Adem-i hüviyet (kimlik yoksunluğu) peyda olur. Gençlere bakıldığında bu fark edilebilir.

Maddeler daha da uzatılabilir. Lakin bu üç madde meselenin aslı ve harekete geçmek için esbab-ı mucibesidir (gerekçesidir).

Lakin üçüncü madde üstünde biraz durmak isterim. İzaha muhtaç, narin meseledir. Efendim, bugün fenn sahasında kullanılan kelimelerin ekserisi (çoğunluğu) garp lisanından iktiza olunmuş kelimattır. Bunun sebebi ise tarihten, medeniyetten kopmaktır. Arapça gibi asırlarca ilim lisanı olmuş lugat bırakılıp da ıstılahlar (terimler), uydurulan Türkçe (!) kelimelerle tekabül edilmeye çalışılınca her şey  birbirine girdi. Mana fakiri bu kelimeler, alimlerin ve alimelerin garp lisanlarını tercih etmelerine sebep oldu. Binaenaleyh lisan talim ve terbiyemiz derhal şarka döndürülmeli ve evvela Arapça hemen arkasından da Farsça talim ettirilmelidir.

        Bu kadar izahattan sonra hala o uydurma lisanı müdafaa gafletine düşenlere sormak istiyorum: “Vatanperver hangimiz?”. Bunları hayal alemine dalıp, medinet-ül fazıla (ütopya) tahayyülleriyle tahrir etmedim (yazmadım). Aklederek, fikrederek vardığım neticelerdir bunlar. Tavsiyem siz de akl-ı selim sahibi, Türkçeyi seven zevattan olduğunuzu gösterin ve gelin bu Türkçe düşmanı hareketlerden vaz geçin,  inşa-ı medeniyet-i aliyyeye (yüksek medeniyetin inşaına) bir taşı beraber koyalım.

Onur BÜLBÜL 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s