Edebiyat Mecmuaları (Dergileri)

Pek kıymetli edebiyat hocamın bana bir Servet-i Fünun nüshası hediye etmesinden sonra süreli yayınlara merakım iyice arttı ve internet üzerinden başka başka edebiyat mecmuaları aldım. Elli, altmış sen evvelki bu mecmuaların nazik sayfalarına, zarif cümlelerine  hayran kaldım. Onların saf ve temiz edebiyat aşkıyla neşredildikleri her satırlarından belli oluyordu. Sararmış yaprakları adeta edebiyat kokuyordu.

Hangi mecmualar bunlar? Çınaraltı, Hisar, Akbaba ve tabii Servet-i Fünun. Benim elimde şimdilik sadece bunlar var ama bu kadarcık mecmua bile geçmiş zamanın edebiyat çevresi ile günümüzünkü arasında bir mukayese yapmama fırsat verdi. Giderek azalan “edebiyat sevgisini” ve giderek artan “sözcüklerden manasız cümleler kurup para kazanma” gayesini net şekilde gördüm. Tabii ki üzüldüm.

Bu üzüntüyle etrafıma baktım. Gözlerim mezkur mecmualar gibi mecmualar aradı. Antalya’da azdır, İstanbul’da çoktur fikri ile İstiklal’in altını üstüne getirdim. Ne oldu peki? Birbirinin kopyası mecmualar, modern edebiyat fikri ile icra edildiği sanılan ama  icra edilememiş şiir sanatının iniltilerinin duyulduğu sayfalardan başka bir şey çıkmadı karşıma. İzninizle bunu biraz açmak istiyorum.

Uzun süre Ahmet Kabaklı’nın Türk Edebiyatı mecmuasını aldım. En kelli felli mecmualardan olan Türk Edebiyatı’nın muhteviyat olarak hep yetersiz kaldığını gönül rahatlığı ile söyleyebiliyorum. Bazı edebiyatçılarımızın vefat sene-i devriyesi için hazırlanmış hususi sayılar haricinde ne şiirleri ne hikayeleri elle tutulur bir kıymete sahip. Büyük Türk Edebiyatı Vakfı’na böyle bir mecmua kesinlikle yakışmıyor. O kadar bütçe sahibi vakfın bir ayın sonunda okuyucularının karşısına böyle bir mecmua ile çıkması tek kelime ile ayıptır.

Gelelim Varlık dergisine. Günümüzdeki Varlık ile geçmişteki Varlık arasında dağlar kadar fark vardır desem cümlem, hakikati anlatmaya kifayetsiz kalacak. Sait Faik’in hikayelerinin neşrolunduğu Varlık nerede, D&R’ın raflarını süsleyen gösterişli ama içi boş Varlık nerede? Yazı işleri müdürü şunu iyi bilmelidir ki mesele kitap gibi mecmua neşretmek değil; muhteviyatı kuvvetli, okunduktan sonra arşivlenmeye değer mecmua neşretmektir.

Bir mecmua daha var ki bunu ilk önce internette gördüm. Sonra kitapçılara sordum, bir türlü bulamadım. Bulamadıkça merak ettim. En sonunda YKY’nin Kadıköy şubesinde elime aldım. Evet Kitaplık dergisinden bahsediyorum. Ne büyük umutlar beslemiştim oraya kadar. İçimden “Evet Cumhuriyet’in kitap eki dışında da kitap ile alakalı, okumaya değer bir şey buldum işte” derken sayfaları çevirdikçe sükut-u hayale uğradım. Bu sefer içimden değil, dışımdan haykırarak sordum: “Modern edebiyat hastalığı pençesine sizi de mi aldı?” Duysalar evetten başka cevap veremezlerdi herhalde.  Onlar evet derlerdi ama bu kabulleniş bile benim yüreğime su serpmezdi. Çünkü çalışmalarını hayranlıkla takip ettiğim YKY’nin edebiyat mecmuasının böyle olduğunu kabul etmek benim için o kadar kolay bir şey değil.

Burada bahsedeceğim son mecmua Sabit Fikir. İnternet sitesi olarak başlamış, daha sonra iyi bir kararla mecmua şeklinde neşrine karar kılınmış Sabit Fikir’in diğerlerinden ayrılan bir tarafı var. O bir modern edebiyat mecmuası değil, o bir “güncel edebiyat” mecmuası. Yani içindeki röportajlar olsun, tenkitler (eleştiriler) olsun bir fikir akımı olarak modernizmi tesahup etmekten çok uzak. Hal böyle olunca Sabit Fikir’i şu zamana kadar okunabilir bulduğum tek edebiyat mecmuası olarak tavsif etsem (nitelesem) yeridir. Renkli ama kuşe olamayan sayfaları, hoş yazıları ile her ay alınacak ve ara sıra okunacak bir mecmuadır Sabit Fikir. Fiyatının üç lira oluşu da müsbet tarafı.

Gelelim noksan olan mecmuaya. Efendim, her şeyden evvel güzel bir edebiyat  mecmuası aylık değil haftalık olmalıdır. Bu sayede kitap gibi olmayacak daha çok okur kazanacaktır. Şekil yönünden en güzel misal de karikatür mecmualarıdır. Uykusuz, Penguen gibi mecmualar, tasavvur ettiğim edebiyat mecmuasına şekli bakımdan pek uygun düşmektedir. İşte, her hafta neşrolunan bu mecmuada şiir, hikaye gibi edebi türlerin yanında deneme ve tenkit gibi edebiyatın olmazsa olmaz türleri de yer almalı hatta merakla beklenecek vasfa sahip köşeler haline gelmelidir.

Bir sanat cereyanına (akımına) bağlı olmadan, günü geldiğinde Nazım’dan günü geldiğinde ise Necip Fazıl’dan şiirlerin okunabileceği bu mecmuada ara sıra siyasi yazılar görmenin de sakıncalı olmayacağını düşünüyorum. Nihayetinde edebiyat sanatı kadar sosyal bir sanat daha var mıdır?

Madem mecmuanın zihni hazırlığını bu kadar teferruatlı yaptın neden fiilen bir çaba göstermiyorsun? Diye sual edebilirsiniz. Bunun sebebi kendimi bu mevzuda kâmil görmememdir. Bu genç yaşımda böyle işlere kalkışıp onca okumuş sanat adamını hiçe saymak istemiyorum. Fakat vaziyet onu gösteriyor ki edebiyat çevreleri kafalarını Elif Şafak’ın bozuk Türkçesinden ve kıvranan edebiyat zihniyetinden kaldırmazsa iş başa düşecek, ilk fırsata bu yolda adım atmaya mecbur kalacağım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s